CİLDİN TÜREVLERİ
İnanması güç bile olsa, saçlarımız ve tırnaklarımız cilidimizin türevleridir. Gerek saçlarımız, gerekse tırnaklarımız keratin adlı sert proteini içeren deri hücrelerinden oluşurlar. Saçlarımız diplerindeki kan damarlarıyla beslenen canlı köklerden fışkırır.
Saçlarımız bazen yumuşak, bazen de serttir. Olgunluk çağında ise, vücudun kıllarla kaplı olmayan tek yerleri avuçiçleri, ayaklarımız ve parmaklarımızın alt kısımlarıdır. Saçlarımız gibi tırnaklarımız da ana rahmindeki üçüncü ay sırasında oluşmaya başlarlar. Tırnaklara senliğini ve saydamlığını veren madde keraıindir. Tırnaklarımızın alt kısmındaki hilal benzeri beyaz bölge. bu uç kısımda hava bulunduğu için, beyaz rengi ve bu nedenle de derinin önemli derecede zarar görmesine neden olan, örneğin ciddi yanmalar gibi olayların yaşamı tehlikeye düşürmesine şaşmamak gerekir. Derimiz birbiri ile yakın ilişkide olan epidermis ve dermiş adlı iki tabakadan meydana gelir. Üst tabaka epidemisi ölü hücreler oluşturur, bunlar zaman zaman kepek benzeri kabuklar halinde dökülürler. Bunlar keratin içeren canlı deri hücreleri ile hemen yenilenir. Cilt hücreleri devamlı olarak yenilendikleri haldo, insanlar yaşlandıkça, cilt eski parlaklığını ve esnekliğini kaybeder, buruşup, kurumaya başlar.
Cilde esnekliğini ve gücünü veren ise, ince protein liflerle hafifçe alttaki kaslara bağlı olan dermis’tir. Cilt, kendiliğinden pek az gerilir, ne var ki, dış etkenlere karşı son derece duyarlı oluşu, onun şiddetli darbeler karşısında bozulmasına yolaçar. Tıpkı yılların genç, esnek ve pürüzsüz cildi, kurutup, buruşturduğu gibi.
Cildimizin alt tabakası olan dermiş bol kanla beslenir. Bunun dışında milyonlarca sinir ucu, ter guddesi ve saç kökü içerir. Dermişin alımdaki hypodermis tabaka, yağ hücreleri ile doludur. Bu yağ tabakası enerji deposu görevini yerine getirir, vücut ısısının kaybını önler ve vücut hatlarının yuvarlanmasını sağlar.
Cilt esas itibari ile dış doku olduğu halde, vücudumuzun iç kısmında da mukoza olarak görevini sürdürür. Ağzımızın, burun deliklerimizin ve vajinanın iç kısmı mukoza ile kaplıdır. Mukoza en duyarlı Melanin adlı pigmenti epidermisin içerdiği yıldız biçimindeki melanocyı hücreleri üretirler. Güneşte fazla kaldığımızda, hücre yüzeyleri kaplar ve bunların sürekli ıslak kalmasını sağlar. Mukoza dış derinin içerdiği sert protein keratini içermez. Fakat mukozanın da dış tabakaları kendi kendilerini yeniler ve temizler. Dış deri gibi mukoza da vücudu mak-terilerden korur ve bunlarla mücadele edebilmek için, hafifçe asitli bir sıvı salgılar.
Çocukken gergin, taze ve pürüzsüz, yaşlılıkta ise gevşek ve buruşuk cildimiz sadece bir dış doku değildir. Vücudumuzun en büyük organı, tırnaklarımız ve saçlarımızla birlikte, her biri sağlığımız için çok önemli olan birbirinden çok değişik bir dizi işlevi yerine getiren eksiksiz bir lifleri uzar (sağdaki resimde olduğu gibi) daha bol miktarda melanin salgılanır ve cildin rengi değişir.Bu nedenle de derinin önemli derecede zarar görmesine neden olan, örneğin ciddi yanmalar gibi olayların yaşamı tehlikeye düşürmesine şaşmamak gerekir. Derimiz birbiri ile yakın ilişkide olan epidermis ve dermiş adlı iki tabakadan meydana gelir. Üst tabaka epidemisi ölü hücreler oluşturur, bunlar zaman zaman kepek benzeri kabuklar halinde dökülürler. Bunlar keratin içeren canlı deri hücreleri ile hemen yenilenir. Cilt hücreleri devamlı olarak yenilendikleri haldo, insanlar yaşlandıkça, cilt eski parlaklığını ve esnekliğini kaybeder, buruşup, kurumaya başlar.
Cilde esnekliğini ve gücünü veren ise, ince protein liflerle hafifçe alttaki kaslara bağlı olan dermis’tir. Cilt, kendiliğinden pek az gerilir, ne var ki, dış etkenlere karşı son derece duyarlı oluşu, onun şiddetli darbeler karşısında bozulmasına yolaçar. Tıpkı yılların genç, esnek ve pürüzsüz cildi, kurutup, buruşturduğu gibi.
Cildimizin alt tabakası olan dermiş bol kanla beslenir. Bunun dışında milyonlarca sinir ucu, ter guddesi ve saç kökü içerir. Dermişin alımdaki hypodermis tabaka, yağ hücreleri ile doludur. Bu yağ tabakası enerji deposu görevini yerine getirir, vücut ısısının kaybını önler ve vücut hatlarının yuvarlanmasını sağlar.
Cilt esas itibari ile dış doku olduğu halde, vücudumuzun iç kısmında da mukoza olarak görevini sürürür. Ağzımızın, burun deliklerimizin ve vajinanın iç kısmı mukoza ile kaplıdır. Mukoza en duyarlı Melanin adlı pigmenti epidermisin içerdiği yıldız biçimindeki melanocyı hücreleri üretirler. Güneşte fazla kaldığımızda, hücre yüzeyleri kaplar ve bunların sürekli ıslak kalmasını sağlar. Mukoza dış derinin içerdiği sert protein keratini içermez. Fakat mukozanın da dış tabakaları kendi kendilerini yeniler ve temizler. Dış deri gibi mukoza da vücudu bakterilerden korur ve bunlarla mücadele edebilmek için, hafifçe asitli bir sıvı salgılar.
lifleri uzar (sağdaki resimde olduğu gibi) daha bol miktarda melanin salgılanır ve cildin rengi değişir.
CİLT VE SAÇ RENGİ
Kişilerin saç ve cilt renkleri farklıdır. Bizi güneşin ultraviyole ışınlarından koruyan cilt pigmentleri ile kalıtımın cildimizin rengi üzerinde oynadığı rol büyüktür. Örneğin melanin rengi sarı ile siyah arasında değişen ve her ırkta bufunan bir pigmenttir. Doğal olarak koyu renk ciltlerde bu pigment daha bol miktarda bulunur. Açık renk ciltli insanlar, uzunca bir süre güneş altında kaldıklarında, koruyucu melanin üretimindeki geçici artış, onların ciltlerinin yanık bir renk almasını sağlar. Çiller ise, melaninin ciltte dağınık biçimde dağılımının sonucu ortaya çıkarlar.
Güneş ışınları karşısında en duyarlı olanlar da albinolardır. Genetik bir kusur sonucu ortaya çıkan albinoların ciltleri melanin sentezini gerçekleştiremez. Bu nedenle de yüzleri ve saçları bembeyazdır. Saç rengi de yukarıda tarif ettiğimiz şekilde belirlenir. Yaşlandıkça, saçlardaki pigment sentezi ağırlaşır. Bu nedenle yaşlı kişilerin saçı kırlaşır, hatta beyaza döner. Hergün aşağı yukarı en aşağı yüz , saç teli dökülür ve hemen yenilenir. Yenilenme olayı ağırlaştığında, saçların dökülmesi önlenemez ve kaçınılmaz olarak kellik başlar
CİLDİN YAPISI
Derinin alı kesitinde ilk gözümüze çarpan, ince dış tabaka epidermis ve onunla sıkıca kenetlenmiş daha kalınca bir yapıya sahip alt tabaka dermiş oluyor. Daha da altta yağ ile dolu deri altı dokusunu görüyoruz.Epidermis insan vücudunun koruyucu kılıfı olan epidermis düz ölü hücrelerden meydana gelmiş su geçirmez keratin içeren bir tabakadan; bölünmeyen canlı hücrelerden daha ince bir tabakadan ve daha derin bölünen canlı hücrelerden bir üçüncü tabakadan oluşuyor. Dermiş Yoğun bir bağ dokusundan oluşur. Bol miktarda kan ve lenf damarları, sinir lifleri ve duyu uçları içerir. Dermiş ‘de ayrıca ter guddeleri, saç kökleri ve guddeleri de göze ça Derialtı Dokusu önemli bir yalıtım tabakası derialtı dokusu yağ hücreleri içeren gevşek bir bağ doku ile doludur. Yağ hem bir enerji deposu görevi görür, hem de sağlıklı bir vücuda çekici bir görünüm verir.
Derinin Guddeleri
Derinin salgılayıcı ve dışlayıcı görevini üç ayrı tip gudde üstlenir, yağ guddeleri, ter guddeleri ve kulak kiri guddeleri, bu guddelerin salgıladığı acı mum benzeri sıvı adına kulak kiri dendiği halde kulakların yağ gereksinimini karşılar ve onları temizler.
Yağ Guddeleri
Vücuttaki tüm saç ve kıllarla yakın bağlantısı olan bu guddeler, salgıladıkları (sebum) adlı yağlı sıvıyı saç köklerine iletirler. Saçları ve saçları çevreleyen deriyi yağla besleyen bu madde aynı zamanda terin aşırı buharlaşmasını da önler. Sebum terle birleşerek vücudun geçirmesini önleyen bir tabaka meydana getirir.
Ter Guddeleri
Tüm vücudumuzun çevresini saran deri tabakası altında yaklaşık üç milyon ter guddesi bulunur. Bunların çoğu sıcaktan bunaldığımızda vücudumuzdan fışkıran ve bizi serinleten teri salgılar. Serinletici etkisinin yanısıra ter üre ve laktik asit gibi vücuda zararlı artık maddelerin de vücuttan atılmasını sağlar. Bunun dışında bir de koltuk altlarımızda ve pübik bölgede ergenlik çağında faaliyete geçen apokrin ter guddeleri vardır. Bunlar diğer ter guddelerinden büyüktür, salgıladıkları ter de daha yoğundur. Aslında kokusuz olan bu sıvı baklerilerin etkisi ile vücut kokularının oluşmasına yol açar. Vücut sıvıları cildimizin estek kalmasını sağlar, onu güneşin ultraviyole ışınlarının zararlı etkisinden korurlar.
ISIYA UYUM
Deri vücut ısısının dengelenmesinde de önemli bir rol oynar. Vücut ısısı arttıkça vücudumuza dağılı üç milyon ter guddesi harekete geçerek vücudu serinletirler. Yüksek ısı karşısında cildin kendisi de ısı çıkarır. Epidermis altındaki milyonlarca kılcal damar genişler ve kan akışının artmasına neden olurlar. Cildin üst yüzeyi pembeleşir ve ısınır, böylece istenmeyen ısının bir kısmının vücuttan atılmasını sağlar.
Soğukta vücut ısısı düşmeye başlayınca bu mekanizma tersine çalışır. Vücudun ısısını koruyabilmek için cilt yüzeyine yakın kılcal damarlar sıkışır, kan bunların arasından geçerek dokunun dahi derin-lerindeki damarlara dolar. Solgun ve soğuk cilt daha az ısı kaybeder. Üşüdüğümüzde vücudumuzdaki kıllar da üzerlerine düşen rolü oynar. Küçük dikleştirici kaslar harekete geçerek tüylerin dikleşmesini sağlarlar. Tüyler havayı tutarak deri üzerinde yalıtkan bir tabaka oluştururlar, insanoğlunun düşen ısı karşısındaki tepkisini üşüdüğü için tüylerini kabartan kuşunkine benzetebiliriz.
CİLDİMİZDEKİ ALICILAR
Sinirlerden yoksun ve ölü saçla, tırnakların aksine, cilt acıya, dokunmaya, ısıya ve sıkışmaya karşı çok duyarlıdır. Bunun nedeni ciltteki çok sayıdaki alıcıya bağlıdır. İşte bu alıcılar her türlü dokunma hissini hemen beyine iletirler.Bunar cildin çeşitli duyu hücreleridir. Bazıları sadece açık sinir uçları şeklindedir, kazıları ise çok ince bir zarla kaplıdır.. Ama hem epidermis, hem de dermiş (2) zedelenirse yaranın izi kalır.Vücudumuzun dış yüzeyindeki dokunma duyusunu algılayan alıcılar birbirinden farklıdır. Bazı duyu lifleri epidermis ve dermişte açık olarak bulunan sinir uçları şeklindedirler. Bunlar ciltte yaygındır, sıkışma ve acıyı iletenlerin de bunlar olduğu sanılmaktadır. Kıllı ciltlerde özellikle kıl köklerinde bol miktarda bulunurlar.
Uç organlar adını taşıyan farklı türde alıcıların çok daha belirgin yapısal özellikleri vardır. Bunlar özellikle titreşimlere karşı çok duyarlıdır. Oval Meissner hücreleri de dokunmaya karşı duyarlıdırlar ve dokunulan cismin niteliği ile ilgili mesajı beyne iletirler. Gene zar içindeki Merkel diskleri de sürekli dokunmaya karşı duyarlıdır. Isı algılayan alıcılar ise lifleri ince zardan kılıflarla kaplı Krause hücreleridir. Acıyı açık sinir uçları algılarlar. Fazla uyarılan her uç organ acı duygusunu iletebilir. Alıcı organlar ciltde belirli görevlerine göre dağılmıştır. Dokunmaya duyarlı olanları daha çok parmak ve dil ucundadır, ama sırtımız ve baldırlarımızda da bu alıcı organlardan yeterince bulunur.
BAĞLANTILAR
haberhan.com
GÜNDEM
Haberin Kaynağı
Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder