Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba

KIRMIZI GOZ HASTALIGI NEDIR HASTALIGIN CARESI TEDAVI YOLLARI TAVSIYELER ONERILER COZUMLER

 
'Kırmızı göz' hastalığının çaresi: Hijyen
Son günlerde yayılan 'kırmızı göz' hastalığıyla ilgili uzmanlar uyarılarına devam ediyor. Hastalığın salgın halinde büyük bir soruna dönüşebileceği uyarısında bulunan uzmanlar, "Bunu engellemenin en önemli yolu; hijyendir." görüşünü dile getiriyor.

Memorial Şişli Hastanesi Göz Merkezi'nden, Op. Dr. Mustafa Temel, pek çok hastalıkta ortaya çıkabilen ama özellikle yaz aylarında gözde enfeksiyonlara neden olan bakteri ve virüslerle kendini gösteren 'kırmızı göz' hakkında bilgi verdi. Temel, hastalığın belirtilerinin; kanlanma, yanma ve kaşıntı olduğunu ifade etti. Temel, "Özellikle yaz aylarında ortaya çıkan alerji ve enfeksiyonlar, gözlerde kanlanma ve yanma gibi şikayetlere neden olmaktadır. "Kırmızı göz" olarak adlandırılan hastalığa çoğu zaman virüsler veya bakteriler neden olmaktadır. Aşırı sıcaklar nedeniyle de, bu mikroplar hastalığın bir salgın haline dönüşmesine zemin hazırlamaktadır." dedi.

HAVUZ SUYU, GÖZDE ENFEKSİYONA NEDEN OLUYOR

Vücut direncinin düşük olduğu kansızlık, diyabet, ileri zayıflık, zayıf hijyen şartları gibi durumların enfeksiyona yakalanma olasılığını artırdığını kaydeden Temel, "Enfeksiyon da, gözde kızarıklık ve kaşıntı gibi belirtiler ile 'kırmızı göz'e zemin hazırlamaktadır. Aşırı sıcakların yaşandığı bu dönemde, hastalarda enfeksiyonun bütün belirtileri artmaktadır. Sulanma, kızarıklık, çapaklanma, kapaklarda şişlik, yanma, batma, kaşıntı, ışıktan rahatsızlık, en çok görülen belirtilerdir. Hastalığın ortaya çıkmasında deniz-havuz teması, ortak malzeme kullanımı, yakın temas önemli yer tutmaktadır. Lens kullanımı da hastalık riskini artırır. Özellikle renkli lensler ya da lenslerin uyurken çıkarılmaması, kontakt lens kullanımı da risk faktörleri arasında yer almaktadır." diye konuştu.

ENFEKSİYON RİSKİNE KARŞI: HİJYEN

Op. Dr. Temel, hastalığa karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı: "Enfeksiyon söz konusu olduğunda başkalarına bulaşmayı önlemek açısından temizliğe dikkat etmek, elleri sık sık yıkamak, ortak malzeme kullanmamak çok önemlidir. Ortak kullanım alanlarında hijyene dikkat etmek gerekir. Tedavide duruma göre antibiyotikli damlalar ve merhemler, suni gözyaşı damlaları, antialerjik damlalar, gerekli durumlarda kortizonlu damlalar, bazen sistemik ilaçlar kullanılmaktadır. Ancak bilinçsiz ilaç kullanımından kaynaklanan sorunlar kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Gerekli olmayan bir durumda kortizon kullanımı, hastalığı tedavi etmeyeceği gibi artmasına neden olarak, görme kaybı gibi sonuçlara da yol açabilir."

(CİHAN)

Cuma

DOGAL DIS BEYAZLATMA TAKTIKLERI NELERDIR TAVSIYELER ONERILER

DOĞAL DİŞ BEYAZLATMA

Bitkisel ve Doğal Diş Beyazlatma
Bembeyaz dişlerle korkmadan gülümsemek herkesin hayalidir. Diş rengi sorunlarının bir çok nedenleri olduğu gibi bir çok tedavisi de bulunmaktadır. Fakat pek çoğumuzda olduğu gibi "diş hekimi" korkusu vs. sebeplerle bu durumumuzu kabullenir ve sarımsı dişlerle yaşamaya boyun eğeriz. Uzun uzadıya diş beyazlatma tekniklerini anlatmak yerine size bu yazıda Suna Dumanya 'dan iki doğal yollarla diş beyazlatma ve beyaz dişleri muhafaza formulünü paylaşıyoruz.

Dişlerimin daha beyaz olmasını istiyorum, ne kadar fırçalasam da istediğim beyazlığa kavuşamıyorum?

Doktora temizletmeye gittiğimde kendi diş rengimin sarı olduğunu söyledi ama ben beyaz olmasını istiyorum Şimdiden teşekkür ederim.

Bir tatlı kaşığı öğütülmüş adaçayı,
Bir çay kaşığı kabartma tozunu.

Yukarıda ki malzemeleri karıştırın. Bu karışımla dişlerinizi fırçalayın.
Haftada bir kez olgun çileğe fırçanızı batırıp dişlerinizi fırçalayın.
Böylece hem ağzınız güzel kokar hem de dişleriniz parlar.

SIVILCE IZLERINDEN NASIL KURTULABILIRIZ BU IZLER NASIL GECER?BITKISEL KURLER

 

SİVİLCE İZLERİNE ÇÖZÜM
Sivilcelerim geçti ama kızarıklık şeklinde kaldı. Öneriniz nedir?

Bir tutam menekşeyi sıcak suda demleyip süzün.
Her gün yüzünüzü bununla temizleyip, sabah akşam tekrarlayın.
Bir tutam gül yaprağı, bir tutam maydanoz, yarım adet kabuklu salatalığı robottan geçirin. İki bıldırcın yumurtası akını ilave edip karıştırın...
SIVILCE IZLERINDEN NASIL KURTULABILIRIZ BU IZLER NASIL GECER?BITKISEL KURLER

CILT LEKELERINE KALICI DOGAL COZUMLER NELERDIR?CILT LEKELERINDEN NASIL KURTULABILIRIZ MASKELER BITKISEL KURLER

 

CİLT LEKELERİNE DOĞAL ÇÖZÜMLER

* Cilt lekelerinin giderilmesinde uyğulanan Doğal tedavi yöntemlerinden gerçekten işe yarayanlar ve kullanımının diğerlerine oranla daha fazla olanlarını birarada toplayıp sizlerle paylaşmak istedim.
* Tariflerin etkileri cilt tipine göre farklılıklar göstermektedir.
* Cilt sorunlarınız için öncelikle Doktora başvurmanız gerektiğini bir kez daha hatırlatalım.

Elma Sirkesi :
Aynı miktarlarda Su ve Elma sirkesini bir kapda kaynatın

Daha sonra bu karışım ile yüzünüze buhar banyosu yapın.

Ayrıca gene Aynı miktarlarda Su ve Elma sirkesini ile yüzünüzü 3-4 günde bir silerek de cilt lekelerinizden kurtulabilirsiniz.



Anason Tohumu :
Anason tohumları bir kaba konarak üstünü kapatıncaya kadar su eklenir ve kaynatılır. Tohumlar süzülerek atılır ve elde edilen su soğuduktan sonra cilde masaj yapılarak sürülmesi haline cilt lekelerin önlenmesi ve canlılık kazanması sağlanır.



Arpa Unu :
Arpa unu hamur haline getirilerek yüze maske halinde sürülür ve 2 saat süresince bekletilir. Bu işlem sonucunda yüzdeki lekeler yok olur.



Aşk Otu :

Aşk otu kökü kaynatılarak elde edilen sıvı, yüzdeki lekeleri yok eder.



Biberiye :
Biberiye, merhem haline getirilerek vücuda sürülerse cildi güzelleştirir, kırışıklıkları giderir. 2 gram kurutulmuş biberiye yaprağı ve çiçeği bir tas içinde 20 dakika kaynatılarak, vücut yıkandığında güzelleştirir, pürüzsüz hale getirir.





Maske :
Haftada bir gün bir tatlı kaşığı süzme yoğurt ve bir çay kaşığı
karbonatı karıştırın. Cildinizde bir saat bekletip ovarak çıkarın.

Bir çorba kaşığı eşit miktarda mısır unu , ıslatılmış kil, el kremi ve suyu karıştırın ve cildinize sürün. 5 dakika ovarak peeling yapın.

Bu, cildinizdeki ölü deriyi çıkarır ve porselen gibi cilde sahip olursunuz

CILT LEKELERINE KALICI DOGAL COZUMLER NELERDIR?CILT LEKELERINDEN NASIL KURTULABILIRIZ MASKELER BITKISEL KURLER

Kudretnarı :


Kabakgiller familyasından, tırmanıcı, ince gövdeli, bir yıllık bir bitkidir. Yaprakları saplı ve el gibi parçalıdır. Meyvesi olgunlaşınca, birbirinden ayrılır. Meyveleri 10-15 cm boyunda şişkin ve iki uçta incelmiş şeklindedir. Üzerinde kabarcıklar vardır. Turuncu - sarı renktedir. Ev ilaçlarında, zeytinyağı ile karıştırılarak kullanılır.

Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Yaraların çabuk kapanmasını sağlar. [Kudret Narı Kullanımı ve Faydaları]



Kayınağacı :
Kayıngiller familyasından; kış aylarında yapraklarını döken güzel görünüşlü bir orman ağacıdır. Dalları salkım gibidir. Kabukları halka halkadır. Kabuk ve dallarının kuru distilasyonundan kayınağacı katranı elde edilir.

Kabuklarının suda kaynatılmasıyla elde edilen suyla yüz lekeleri, çiller giderilir. Kıllar temizlenir.

SACLAR NEDEN DOKULUR SEBEPLERI NEDENLERI ALINACAK ONLEMLER TEDBIRLER NELERDIR?

 Saç dökülmesinin nedenleri
Saç dökülmesinin nedenleri
Saç dökülmesinin faktörleri

Bazı insanlar kendi sağlıklarını riske edecek şekilde ihtiyaçlarına karşılık vermeyecek olan tedavi yöntemlerine paralarını harcarlar kendi kafalarına göre güçlü ilaçlar kullanırlar.

Zamanından önce meydana gelen saç dökülmesinin ortak nedenlerini sıralamadan önce azıcık saç dökülmesinin gayet normal olduğunu kabul etmeliyiz. Saç, kafatası derisindeki küçük organların foliküllerinden uzar. Bir saç teli uzarken aşağıdaki tekrarlanan çemberi izler:

Uzun Büyüme Periyodu (Anagen Basamağı):

Bu bölüm yılda ortalama 15 cm'lik büyüme ile genelde iki ila yedi yıl kadar sürer.

Kısa Geçiş Periyodu (Catagen Basamağı):

Bu geçiş periyodu iki ila dört hafta kadardır. Bu sürede saç teli diğerlerinden ayrılarak foliküle zıt yönde hareket eder.

Dinlenme Periyodu (Telogen Basamağı):

Bu bölüm saçın kendisini ayırıp düşmeden önceki duruma getirmesini sağlayan bölümdür ve yaklaşık üç ay kadar sürer.

Bu noktada yeni saçlar normal saç büyüme çemberini tamamlayarak büyümeye başlamaktadır. Ne yazık ki, birçok faktör doğal saç büyüme sürecine etki ederek, saçın incelmesine ya da zamanından önce meydana gelen kelliğe neden olmaktadır.

Androgenetic alopecia saç dökülmesine neden olan etmenlerin en başında gelmektedir. Kısaca kadınlarda ve erkeklerde meydana gelen saç dökülme probleminin nedeni %95 oranında budur diyebiliriz. Bu genelde yaşlanmayla beraber görülür ve zaman geçtikçe de beklenen şekilde ilerleme gösterir. Her folikül genetik olarak belirlenen, programlanan belli bir büyüme çemberini izler; fakat bazıları diğerlerine göre daha kısa süre aktif olur. Bunların sonucunda kalıtsal kelliğin aslında hepimize o kadar da uzak olmayan bir kavram olduğu ortaya çıkar.

Bu tür bir kelliğin meydana gelmesi için, şu faktörlerin mutlaka var olmaları gerekmektedir:

■Kalıtımsal saç dökülmesi,
■Erkeklik hormonları,
■Yaşlanma; başka bir deyişle ilk iki faktörün etkilerini göstermeleri için gerekli olan zaman

Bütün erkeklerde ve kadınlarda testosteron ve DHT gibi erkeklik hormonları salgılanır. Bu iki hormon, her iki cinste de yararlı bir rol oynar; fakat tabii ki de her iki cinste de birbirinden bayağı farklı yoğunlukta bulunur. Erkeklerde fazla miktarda androjenin bulunması, saç dökülmesinin kadınlara nazaran erkeklerde neden daha çok görüldüğünü açıklamaktadır.

Bu Hormonlar Saç Büyüme Çemberini Nasıl Etkiler

■5-alpha-reductase enzimi saç folikül hücrelerinin bazılarında ve saç köklerinin altında bulunan yağ bezlerinde gereğinden fazla miktarda var.
■5-alpha-reductase enzimi testosteronu DHT' ye dönüştürür.
■DHT uç bölümlerdeki saçları minimize eder.
■Bu durum ise, kafa derisinde kısa, tüy kadar ince ve yumuşak saçların oluşmasına yol açar.
■Böylelikle büyüme süreci de saçların tamamen dökülmesine kadar gitgide kısalır.
Alopecia areata bağışıklık sistemini bozarak kafadaki foliküllerin saç üretmelerini durdurmaktadır. Bazen bu durum kafadaki bütün saçların dökülmesine veya vücut kıllarında eksikliklerin, boşlukların meydana gelmesine kadar ilerlemektedir.

Çoğu durumda saç, kendisini yenileyebilmektedir; fakat bu süreç fazlasıyla streslidir. Üstelikte bu durumu yaşayan kişi, bu stresin saçından kaynaklandığını anlamakta zorlanmaktadır. Eğer bu tür bir saç kaybından bir şikâyetiniz varsa, sizin fiziksel gelişiminizi takip eden ve sorununuzun nedenini anlayabilmek için size kan testi yapan doktorunuza başvurarak ondan tavsiye isteyin.

Telogen effluvium, aylar süren periyot sonucunda saçların incelmesi ya da dökülmesi olarak bilinir ve çoğunlukla yeni travma geçiren insanlarda görülür. Bunun ortak oluşum nedenleri ise;

■Doğuştan ırsi olabilir,
■Ciddi bir ameliyat sonrasında meydana gelebilir,
■Birçok hastalıktan sonra,
■Fiziksel stres ve kemoterapiden sonra görülebilirler.

İyi haber ise, telogen effluviumla beraber meydana gelen anormal gelişim davranışları ise geçici ve geriye dönüşlüdür.

Bunlardan başka saç dökülmesine neden olan fakat çok fazla görülmeyen ama yine de tedavi yöntemi belirlenmeden önce bilinmesi gereken nedenler de vardır. Traction alopecia ise genelde saçın çok çekilmesinden ve saça çok fazla özel şekil verilmesinden kaynaklı bir etmendir. İncelmiş, kırık saçlar; saça fazla stil vermekten, boya tarzı kimyasal maddeleri fazlaca kullanmaktan ya da güneşte fazla kalmaktan meydana gelmektedir. Son olarak bazı hastalıklar ya da beslenme bozuklukları yan etki olarak saç dökülmesini de beraberinde getirmektedirler.

Umarım ki bu makale saç dökülmesinin nedenlerinin her zaman kolayca ve açık bir şekilde belirlenmesinin kolay bir şey olmadığını yeterinde iyi açıklayabilmiştir. İlk başta siz ya da doktorunuz görülen saç dökülmesinin nedenini tam olarak anladıktan sonra saçlarınızı eski haline, tarzına döndürmek için çalışmalara başlayabilirsiniz. İyi habere gelince de, çoğu saç dökülmelerinin tedavileri başarılı sonuçlar vermektedir.

Salı

HAMILELIK EFSANELERI OLAYLARI HIKAYELERI HAMILEYKEN UNUTULMAYANLAR

 HAMİLELİK EFSANELERİ
HAMİLELİK EFSANELERİ

Genler her şeyi belirler mi? Gerçekten iki kişi yerine yiyebilir misiniz? Hamilelikle ilgili birçok bilgi ve tavsiye duyarsınız; bazıları iyi olabilir ancak çoğu nesilden nesile aktarılan birtakım saçmalıklardan başka bir şey değildir. Birkaç önemli gerçeği bilmek daha mutlu ve daha sağlıklı bir hamilelik geçirmenize yardımcı olacaktır. Prof.Dr. Mehmet ÖZ

HAMİLELİK EFSANELERİ
Efsane 1: Genleri kontrol edemezsiniz!

Bildiklerimiz: Göz rengi ve saç dökülmesi gibi bazı özellikler DNA’dan kaynaklanırken, uzmanlar bel ölçüsü veya zeka gibi özelliklerin DNA’dan kaynaklanmadığını keşfettiler. Bilimde yeni bir alan olan Epigenetik, rahmin içinde gerçekleşen şeylerin, hangi genlerin açılıp kapanmasını etkilediğini buldu.

Vücudunuzun planı olan DNA, gelişim sırasında açılır ve kopyalanır. Bu kopyalama işlemi gerçekleşirken yaşadığınız şeyler, yani yedikleriniz, maruz kaldığınız toksinler gibi, bu fotokopi makinesinin düzgünce çalışmasını durdurabilir. Epigenetiğin bu temel kuralı, çocuklarımıza hangi genleri aktardığımızı kontrol edemezken hangi genlerin açılıp kapandığını kontrol edebiliriz.

Ne yapabilirsiniz: Hamilelik esnasında fit ve sağlıklı kalmanız çocuğunuzun genlerinin hayatı boyunca nasıl işleyeceğini önemli ölçüde etkileyebilir. Ne yazık ki hamileliklerin yüzde 50’si planlanmamış olduğundan çoğu kadın embriyonal ve fetal dönemin ilk haftalarında sağlıklı bir aşama sağlama fırsatını kaybederler. Hamile kalma planlarınız yoksa bile basit adımlar atarak sağlığınızı düzeltebilir, böylece hamile kaldığınızda gelecekteki çocuğunuza en iyi başlangıcı sağlamış olursunuz.

Efsane 2: İki kişi yerine yiyorsun

Bildiklerimiz: Özellikle hamileliğe kilolu başlayan kadınların hamilelikte çok fazla kilo alması anne adaylarına, gebelik diyabeti gibi, gelişmekte olan fetüsün sağlığını tehdit edebilecek zorluklar getirir.

Ne yapabilirsiniz: Normalden biraz daha fazla kalori, birçok önemli vitamin ve mineral sağlayan dengeli ve sağlıklı bir beslenme programı uygulayın.

Kalori sayma kuralları: İlk üç aylık dönemde normal beslenme programınıza fazladan günlük 100 kalori ekleyin. Bu, fazladan bir bardak yağsız sütle eşdeğerdir. İkinci üç aylık dönemde bunu 250 kaloriye kadar çıkarabilir veya bir avuç ceviz ekleyebilirsiniz. Son üç aylık devrenizde ise günlük fazladan 300 kalori veya iki adet meyve tüketebilirsiniz.

Multivitamin takviyesine zaman ayırın: Hem folik asit hem de demir içeren multivitamin kullanın. Folik asit, omuriliğin tamamen kapanmadığı, doğuştan gelen bir bozukluk olan spina bifidayı önler ve çocuklarda kanser riskini yüzde 50-60 oranlarında azaltabilir. Demir kırmızı kan hücrelerinin yapı taşıdır ve bebeğiniz ihtiyacı olanı sizden alarak sizde demir eksikliğine neden olur.

Kalsiyum, Magnezyum ve D Vitamini: Bütün bunlar güçlü kemiklerin yapı taşlarıdır ancak bilimadamları D vitamininin (günlük dozda) aynı zamanda bağışıklık sisteminizi desteklemede önemli bir rol oynadığını keşfetti. Hamilelik esnasında, bağışıklık sisteminiz sizinle birlikte yaşamaya başlayan yabancı bir bedene alışmaya çalışırken biraz zayıflar. Ve bu da D vitaminini siz hamileyken hastalıklarla savaşmanıza yardımcı olan önemli bir besin maddesi yapar.

Omega-3’ü tercih edin: Yeterli miktarda Omega-3 almak gelişen bebeğinize yardımcı olmanız için atabileceğiniz en önemli adımlardan biridir. Çünkü bu yağlar doğrudan beyin gelişimini etkiler. Ayrıca araştırmalar bu yağların depresyon riskini de azalttığını gösteriyor. Bazı doğum öncesi alınan vitaminler artık Omega-3 içeriyor. Omega-3; somon ve cevizde de bulunuyor.

Efsane 3: Cinsel pozisyonlar bebeğinizin cinsiyetini belirleyebilir.

Bildiklerimiz: Kadın sperminin daha yavaş ilerlediği, daha uzun yaşadığı ve erkek sperminin daha canlı fakat kısa ömürlü olduğu doğrudur, ancak kız mı erkek mi olacağını belirleyen kanıtlanmış bir cinsel ilişki şekli yok.

Ne yapabilirsiniz: Obstetrisyenler hamile kalmanıza yardımcı olabilecek pozisyonun cinsel ilişki sonrası alınan pozisyon olduğuna katılıyorlar. Kalçayı 30 dakikalığına yükselterek yer çekiminin rahime ulaştırabildiği kadar çok sperm ulaştırmasını sağlamak.

Efsane 4: Karnınızın şeklinden bebeğinizin cinsiyetini anlayabilirsiniz.

Bildiklerimiz: Bir kadının gelişen bebeği karnında nasıl taşıdığı, kadının doğal yapısından etkilendiği kadar, karın duvarı ve rahmin kuvvetinden, ceninin bulunduğu pozisyondan da etkilenir. En alt kaburga kemiğiyle leğen kemiğinin tepesi arasında fazla mesafe olan kadınlar kısa mesafe olan kadınlardan daha farklı taşırlar.

Ne yapabilirsiniz: Elinizde bebeğinizin kız olduğuna dair ultrason görüntüleri olduğunda, inatla erkek bebeğiniz olacağını söyleyen otobüsteki yabancıya bunu kibarca açıklayın.

Prof.Dr. Mehmet ÖZMEhmet ÖZ

ENDER SARAC'TAN KILONUZU KORUMAK ICIN TAVSIYELER ONERILER COZUM YOLLARI

Kilonuzu korumak için tavsiyeler
ENDER SARAÇ KİLONUZU KORUMAK İÇİN
Dr.Ender SARAÇ' tan Kilonuzu korumak için tavsiyeler :
Uz.Dr. Ender SARAÇ - Sağlıklı yaşam ve sağlıklı kilo verme konusunda bazı püf noktalarını yazmaya devam ediyorum. Bu 23 maddeyi iyice okursanız, sıkı diyet yapmadan, sadece bu kurallara uyarak sağlıklı kilo verebilirsiniz. Hiçbir zaman beyninize “Yapamayacağım”, “Ya veremezsem”, “Versem de geri alırım” gibi olumsuz mesajlar yüklemeyin.

1- Beyaz un, beyaz şeker, ağır yağlı kızartma, ağır şarküteri ürünleri ve şekerli meşrubatlardan uzak durun.
2- Her şeyden önce inanın, karar verin. Zayıflama beyinde başlar, unutmayın.
3- Başlamaktan önemlisi olan istikrarlı olmak ve devam etmektir. Kendinizi sürekli motive edin.
4- Yemek aralarında ılık, sıcak su, ayrıca başta yeşil çay olmak üzere sık sık bitki çayları için.
5- Bir adım ölçer alın ve onu günde 10 bine tamamlamaya çalışın. Eğer alamıyorsanız her gün 1 saat tempolu yürüdüğünüzden emin olun.
6- Zencefil, sivribiber, kekik, biberiye gibi toksin atmaya yardımcı baharatları günlük tüketim listenize ekleyin.
7- Akşam geç ve ağır yemeyin. Dolu mideyle yatağa girmeyin.
8- Mutlaka kahvaltı edin, asla öğün atlamayın. Ara öğünlerde başta meyve olmak üzere minik, sağlıklı atıştırmalar yapın.
9- Doğru nefes aldığınıza emin olun ve gün içerisinde 20-30 kez sık sık geriye doğru esneyip burundan nefes alıp ağzından verin.
10- Beslenme programınızda tam buğday, yulaf ezmesi, yağsız süt ürünleri, balık, tavuk etinin beyaz kısmı, yumurta beyazı, yeşillikler, bakliyatlar, mevsim sebzeleri, az şekerli mevsim meyveleri ve ölçülü miktarda zeytinyağı olsun.
11- Düzenli olarak kan tahlili yaptırın. Kilo veremiyorsanız veya zayıflarken kendinizi kötü hissediyorsanız mutlaka bir hekime başvurun.
12- Birden aşırı kaçamak yapmak yerine az miktarlarda olmak koşuluyla özlediğiniz gıdalardan az az, nefsinizi köreltecek şekilde tüketin.
13- L-Ornitin doğal hapları kiloyu hemen geri almamak konusunda yardımcı olabilir.
14- İştah patlamalarına engel olmak için sık sık iştahı baskılamaya yardımcı olabilen yeşil elma, zerdeçal, nane kokularını koklayın.
15- Beden tipinize göre beslenmeyi öğrenmek ve size kilo aldırabilirken başkasına aldırmayabilen gıdaları öğrenmek için ayurvedaya göre beden tipinizi öğrenin. Bu konuda ayurveda kitapları içindeki testler size yardımcı olacaktır.
16- Mutlaka kendinize sözünü dinleyeceğiniz bir sağlıklı yaşam, diyet dostu edinin. Bu kişi haftada bir kilonuzu ölçsün ve sizi ara sıra kontrol etsin. Bu kişi sözünü size geçirebilecek herhangi bir kişi olabilir. (Komşunuz, iş arkadaşınız, patronunuz, eşiniz, anneniz, babanız, dayınız, öğretmeniniz, amcanız vs.)
17- Eğer aşırı iştaha engel olamıyorsanız hekime danışarak bazı destekleri kullanabilirsiniz. Çok özel durumlarda ise ancak ve ancak tıbbi kontrol ile hekime danışarak kimyasal ilaçlara başvurulabilir.
18- Ömür boyu hiç aksatmadan düzenli spor ve egzersiz yapmak çoğu kişi için neredeyse olanaksızdır. Zaten bunu başarabilenler kilo almıyorlar. Ama zayıfladıktan sonra da haftada 3 kez olsun spor veya egzersizi bırakmayın, devam edin. Hiçbir şey yapamıyorsanız evde yarım saat kadar hızlı hızlı dans edin. En azından nabzınızı hızlandırın ve ter atın. Hiç vakti olmadığını ve spor salonlarına gidemediklerini söyleyenlerin bile en azından yarım saat dans etmeye vakti vardır.
19- İnsanda stresin ve gerginliğin azalmasını sağlayarak daha bilinçli yemek yemeye yardımcı olan bir rahatlama, gevşeme tekniğini öğrenmenizde sayısız yarar var. Çünkü günlük yaşamın koşturmacası gittikçe iç dengeleri bozar ve kişinin kendine bakmasına engel olur.
20- Düzenli masaj yapın, eğer yaptırabiliyorsanız yaptırın. Kişi ara sıra soyunmalı ve kendi bedenini kontrol etmeli. Ciddi bir değişiklik varsa erkenden farkında olmalıdır. En azından haftada bir kez kendinizi iyice kontrol edin ve fazlalık olan yerlerinize konsantre olarak o bölgelerinizin inceldiğini hayal edin.
21- Ayda 1 kez aynı giysiyle fotoğraf çektirin ve her ay aradaki farkı gözlemleyin. Bu fotoğraflardan kendinize bir albüm yapın ve sırasıyla tarihlendirin.
22- Doğru yemeği biliyorsunuz ama doğru içmeyi biliyor musunuz? Yine pek çok kişi “Ben az yiyiyorum ama kilo veremiyorum” der. Ben de onlara içeceklerini sorarım. Gün boyu az yemek yediği halde çok miktarda yağlı ayran, kefir, kolalı içecekler, meşrubatlar, şeker eklenmiş sıcak içecekler gibi asitli ve tatlı içecekleri tüketen kişilerde görünmeyen bir kalori ve bazen de yağ alımı olur. Dikkat edin! Az yiyor olabilirsiniz ama içeceklerle tahmininizden çok daha fazla şeker veya yağ alıyor olabilirsiniz. Bu nedenle sık sık hatırlatıyorum ki sadece ne yediğiniz değil ne içtiğiniz de önemlidir.
23- İçinde 7 şifalı maddenin bulunduğu bitkisel destelerden de kullanabilirsiniz. Kilolarınızı daha kolay vermeniz ya da verdiğiniz kiloları korumak için işe yarayacaktır.

Maden suyu halsizliğe iyi gelir, güzelleştirir
Yazın bedene belki de en doğal destek maden suyudur. Sadece sıvı ihtiyacını karşılamakla kalmaz aynı zamanda bedenin ihtiyacı olan ve yorgunluğa karşı koruyucu bir etki sağlayan iyon ve mineralleri de içerir. Düşük tansiyona ve buna bağlı halsizliğe de engel olur. Maden suyu, içerdiği sodyum, potasyum, klor, demir, manganez gibi doğal maddelerle enerji verir, yazın diri tutar, cildi güzelleştirir.

Enerjinizi sabit tutmak ve sağlıklı olmak için diyetlerin vazgeçilmezi maden suyu ve soda aynı şey değildir. Soda, genelde doğal kaynak sularından değil, sentetik olarak hazırlanan bir karışımdır. Soda, ya da karbonatlı su içinde çözülmüş halde karbondioksit gazı bulunan sudur.

Maden suyu ise, tamamen doğaldır, yaz sıcaklarında özellikle cam şişede olanları günde 2 küçük şişe, çok terliyorsanız günde 3-4 şişeye kadar içebilirsiniz. Sadece çok yüksek tansiyonu olanlar içtikleri miktara dikkat etsinler.

Balıksız diyet yapılmaz

Balık, diyetlerin olmazsa olmazlarından biridir. Protein açısından zengin, sağlığa zararlı yağ açısından fakirdir. Bazı balıklarda Omega 3 içeriği daha yüksektir. Omega 3 özellikle somon, hamsi, ayı balığı gibi derin ve soğuk deniz balıklarında daha yüksektir. Bu nedenle, balığı diyet günlerinin dışında da sofranızdan eksik etmeyin. Özellikle çocuklarının daha zeki olmasını isteyenler, erken yaştan itibaren bolca yedirsinler.

Balığı buğulama, ızgara gibi yöntemlerle pişirir ve derisini ayıklarsanız besleyici özellikleri açısından zengin olur ve yüksek kolesterol açısından da bedeninizi yormaz. Özellikle hamileler de gelecekteki çocuklarının sağlığı için haftada 2-3 kere kızartma olmayan, taze balık yemeye gayret etsinler. Menşeini bilmediğiniz kirli olabilme riski olan yerlerden çıkabilecek kefal gibi balıkları alırken çok dikkat edin.

Balık soğuk da yenir

Balık pilaki

Balık hep sıcak yenir diye bir alışkanlığımız var. Oysa yaz aylarında balığı soğuk da yiyebilirsiniz. Aşağıda tarifini vereceğim balık pilaki hem sağlıklı bir yemektir hem de yazın balığın kendilerine ağır geldiğini veya çok ısıttığını söyleyenler için uygundur. Özellikle Ege bölgesinde yaz aylarında tüketilen bu soğuk balık yemeği lezzetli, hafif ve sindirimi kolay bir alternatiftir. Yazın balığın kokusundan yakınanlar için de idealdir.
Malzemeler
1 kilo beyaz etli bir balık (palamut, kolyoz, lüfer, levrekten biri)
3-4 orta boy soğan
3-4 orta boy domates
5-6 adet sarımsak
1 demet maydanoz
1 çay bardağı zeytinyağı
1 limon
5-6 adet defne yaprağı
1 su bardağı su
Tuz
Bir avuç tane karabiber

Hazırlanışı: Büyük balıklardan kılçıksız fileto çıkarıp büyük parçalara kesin. Soğanları salata soğanı gibi halkalara doğrayıp tavaya koyun. İsterseniz taze soğan kullanın. Yağda soğanları hafif öldürün.
Domatesin kabuklarını soyup fındık büyüklüğünde doğrayarak soğana ilave edin. Maydanozu da yıkayıp ince kıyarak, tuz, biberi de koyun ve bir-iki kere karıştırın. Sarımsakları soyup küçük küçük doğrayarak karışıma koyun. Yayvanca bir kaba bu sosun yarısını koyup balıkları yerleştirin. Sosun diğer yarısını da balıkları tamamen örtecek şekilde yayın. Aralara 5-6 adet defne yaprağı koyun. Üzerine bir su bardağı suyu ve limon dilimlerini de koyup kapak kapatın. Balıkları ya fırında ya da orta hararetli ateş üzerinde suyunu çekinceye kadar pişirin.

Diyet dostu çaylar

Diyet yaparken cinsel gücünüz azalıyorsa

Malzemeler
1 çay kaşığı dolusu mate yaprağı
1 çay kaşığı ginseng
Yarım tatlı kaşığı yeşil çay
Yarım tatlı kaşığı toz zencefil
2 adet avokado yaprağı

Şişkin ve ödem sorunu olanlara
Malzemeler
Yarım tatlı kaşığı yeşil çay
1 tutam mısır püskülü
1 tutam kiraz sapı
3-4 adet saplı orta boy maydanoz
1 adet avokado yaprağı
2 adet parmak ucu kadar zencefil.

Buzlu Türk kahvesi

Buzlu Türk kahvesiYaz günlerinde size evde hazırlayabileceğiniz kolay ve keyifli bir tarif veriyorum. Türk kahvesini hepimiz seviyoruz ama sıcak günlerde serinletici bir şekle dönüştürebileceğiniz buzlu Türk kahvesini de deneyin.

Hazırlanışı: Bildiğiniz usul, 1 fincan az, orta ya da şekerli Türk kahvesi yapın. Sonra bu yaptığınız kahveyi aynı miktar kadar soğuk su ve bir kahve fincanı kadar da yağsız sütle karıştırın. Kahvenin dibindeki telvenin fazlasını fincanda bırakın ama az bir kısmı karışımı yapacağınız bardağın içine karışmış olsun. Sonrasında bardağın içerisine 5-6 parça buz atarak ve üzerini kapatarak veya bir karıştırma kabında iyicene çalkalayarak karıştırın. Soğuk olarak yavaş yavaş için. İsteyenler içerken üzerine birazcık kakao tozu da serpebilir. Karışımı iyice köpürtene kadar çalkaladığınızdan emin olun.


Uz.Dr. Ender SARAÇ
Adres: Yasemin Sok. No: 9 34330 - 1. LEVENT - İSTANBUL
Tel:212 283 10 80
Email: info@endersarac.com

Cuma

MCDONALD'S ZEHIRLI SHREK'LERI GERI TOPLATIYOR CAGIRIYOR

McDonald's 'zehirli' Shrek'leri geri çağırdı
Fast-food devi McDonald's kadmiyumlu Shrek bardaklarını toplatıyor...
Dünyanın önde gelen fast-food zinciri McDonald's, yeni "Shrek" filminin promosyonu için sattığı 12 milyon bardağı, üzerindeki resimler zehirli kadmiyum maddesi içerdiği için toplatıyor.

McDonald's, müşterilerinden, 2 dolara satılan ve animasyon filminin ana karakterlerinin dört farklı şekilde resmedildiği bardakları kullanmamalarını istedi.

Shrek bardaklarındaki boyanın çocukların eline bulaşması ve çocukların ellerini yıkamadan ağızlarına götürmeleri halinde düşük seviyede kadmiyuma maruz kalmasından endişe ediliyor.

Araştırmalar, kadmiyum metalinin, kemik erimesi ve ciddi böbrek problemlerine sebebiyet verebilen kanserojen bir madde olduğunu gösteriyor.

PANKREAS KANSERI NEDIR BELIRTILERI VE TEDAVISI NASIL YAPILIR?

PANKREAS KANSERİ BELİRTİLERİ VE TEDAVİSİ
Pankreas Kanserinin Belirtileri Nelerdir?

Pankreas kanserinin erken evrelerinde genellikle hiçbir belirti görülmez. Hastalığa ait bulgular (semptomlar) ortaya çıktığında çoğunlukla tümör ileri bir evreye ulaşmış ve pankreas çevresindeki dokulara ulaşmıştır. Semptomlar, tümörün yerine ve büyüklüğüne bağlı olarak değişir ;

- İştahsızlık
- Nedeni açıklanamayan kilo kaybı
- Üst karında hissedilen ve bazen sırta vurabilen ağrı
- Bulantı
- Depresyon,halsizlik, çabuk yorulma
- Sarılık (Tümörün safra yollarını tıkaması sonucunda ortaya çıkar, bu taktirde göz aklarında sararma, idrarda koyulaşma ve dışkı renginde açılma olur)

Hastalıkta görülebilecek belirtiler pankreas kanseri dışında başka hastalıklarda da görülebilirler. Bu nedenle bu tür yakınmaları olan kişiler bir doktora görünmelidirler.

Pankreas kanserinin nedenleri kesin olarak bilinmediğinden ve hastalık erken evrede herhangi bir belirti vermediğinden önlem almak zordur. Ailevi ya da genetik yatkınlıktan dolayı pankreas kanseri yönünden artmış bir riske sahipseniz doktorunuzun yardımıyla düzenli aralarla yapılacak tetkiklerle erken teşhis koymak mümkündür.

Salı

SERDEM COSKUN'UN MUTFAGI TARIFLERI KONUKLARI CILT LEKELERINI GIDERICI PRATIK MASKE TARIFLERI


SERDEMİN MUTFAĞI TARİFLERİ

Kanal 7 ekranlarının sevilen, sempatik sunucusu Serdem Coşkun'un sunduğu Serdem’in Mutfağında, Şems Aslan tarafından canlı yayında uygulanan cilt lekelerini gideren pratik maske tarifi...
Serdem Coşkun
Malzemeler :

Şems ASLAN yemek kaşığı haşlanmış ve ezilmiş nohut
1 çay kaşığı limon suyu
1 çay kaşığı ayçiçek yağı
1 çay kaşığı bal

Hazırlanış ve Uygulama :

Malzemeler karıştırılarak elde edilen maske temiz cilde peeling şeklinde uygulanır. Bir miktar beklendikten sonra ovalanarak ciltdeki ölü deriler temizlenir.

1 hafta günde 1 kez uygulanması halinde cilt lekelerini giderir.


Güzellik ve cilt bakım uzmanı Şems Aslan

Aynı programda, Nazım Ekin tarafından paylaşılan şiddetli romatizmal kronik ağrılar için ağrılarınızı dindirici tarif.

Malzemeler :

Nazım EkinYarım tatlı kaşığı karabiber
Yarım tatlı kaşığı kırmızı biber
Yarım tatlı kaşığı tuz
Yarım tatlı kaşığı karbonat
10 hardal çekirdeği veya yarım tatlı kaşığı hardal
1 adet yumurta

Hazırlanış ve Uygulama :

Malzemeler karıştırılır ve sargı bezi üzerine sürülür ardından ağrı olan bölgeye sarılır ve 4 saat bekletilir.

Perşembe

ERKEKLERE YENI KORUNMA YONTEMLERI TEDBIRLERI ULTRASONLA KORUNMA


Erkeklere yeni koruma yöntemi
Erkeklere yeni koruma yöntemi
Ultrasonla erkeklere yeni koruma yöntemi
ABD'nin North Carolina Üniversitesi bilim adamları, ultrason dalgaları uygulanan erkeklerin 6 ay süreyle sprem üretiminin durduğunu ortaya çıkardı.

Çalışmayı yürüten Dr. James Tsuruta, ileride bu yöntemin erkekler tarafından kolay, sorunsuz ve ekonomik bir doğum kontrol yöntemi olarak kullanılabileceğini söyledi.

Senede iki kere uygulanacak ultrasonla 1 sene boyunca erkeklerin çocuk sahibi olmasını engeleyecek yöntemin, uzun vadede yan etkileri olup olmadığı araştırılmaya başlandı.

Çarşamba

ISTE KOLESTROLUNUZU DUSURECEK 5 GIDA


Kolesterolünüzü düşüren 5 gıda
Beslenme kolesterolünüzü düşürmede önemli bir rol oynuyor. Bir kâse yulaf unu kolesterolünüzü düşürebilir mi? Birkaç basit ayar sayesinde kolesterolünüzü sağlıklı bir seviyeye getirebilir ve ilaç tedavinize yardımcı olabilirsiniz.

Mayo Clinic'te yer alan habere göre, işte kolesterolünüzü düşürmeye ve kalbinizi korumaya yardımcı 5 gıda maddesi:

1. Yulaf unu, yulaf kepeği ve lifli gıdalar: Yulaf unu kötü kolesterolü düşüren çözünebilir lif içeriyor. Çözünebilir lif aynı zamanda elma, armut, barbunya, arpa ve kuru erik gibi gıdalarda da bulunuyor.

Çözünebilir lif kan dolaşımınızdaki kolesterol emilimini azaltıyor. Günde 5-10 gram ya da daha fazla lif kötü ve toplam kolesterolünüzü düşürüyor. Yarım kâse pişmiş yulaf unu 6 gram lif içeriyor. Eğer bunun içine muz eklerseniz, yaklaşık 4 gram daha lif tüketmiş oluyorsunuz.

2. Balık ve omenga-3 yağ asitleri: Yağlı balık yemek içerdiği yüksek miktardaki omega-3 yağ asitleri nedeniyle kalp dostu olabilir. Bu asitler kan basıncınızı ve kanın pıhtılaşma riskini azaltıyor. Kalp krizi geçirmiş kişilerde ise balık yağı ani ölüm riskini azaltıyor.

Doktorlar, haftada en az 2 kez balık yenmesini öneriyorlar. En fazla omega-3 içeren balıklar: uskumru, sardalye, somon, göl alabalığı, ringa, beyaz etli ton balığı, halibut balığı.

Balığınızı sağlıksız yağlardan korumak için fırında pişirin ya da ızgara yapın. Balık sevmiyorsanız, yağlı tohumlar ya da kanola yağı tüketerek küçük miktarlarda omega-3 yağ asitleri alabilirsiniz. Omega 3 haplarıyla da fayda görebilirsiniz, ancak bu haplarda balıkta bulunan selenyum gibi diğer besinler bulunmuyor.

3. Ceviz, badem ve diğer kuruyemişler: Bu besinler de kan kolesterolünü düşürüyor. Çoklu doymamış yağ asitleri bakımından zengin olan ceviz, kan damarlarını sağlıklı tutmaya yardım ediyor. Günde 1 avuç dolusu badem, fındık, yer fıstığı, ceviz, Antep fıstığı kalp hastalığı riskini düşürüyor.

4. Zeytinyağı: Bol miktarda antioksidan içeren zeytinyağı, kötü kolesterolünüzü düşürürken iyi kolesterolünüz üzerinde bir etki yapmıyor. Diğer yağlar yerine günde yaklaşık 2 yemek kaşığı zeytinyağı, kalbin dostudur. Zeytinyağını yemek pişirirken, salata soslarında ve kahvaltılarda kullanabilirsiniz. Fazla kalori içeren zeytinyağını önerilen miktardan fazla kullanmamalısınız. Sızma zeytinyağının kolesterol düşürücü etkisi daha fazladır.

5. Sterol ve stenol eklenmiş gıdalar: Bu gıdalar kolesterol emilimini engellemeye yardımcı oluyor. Bitki sterolleri eklenmiş margarinler, portakal suyu ve yoğurtlu içecekler kötü kolesterolünüzü yüzde 10 civarında düşürüyor. Günlük bitkisel sterol ihtiyacı en az 2 gramdır. Bu da bitkisel sterolle güçlendirilmiş yaklaşık 250 ml portakal suyuna eşittir.

Kolesterolünüzü düşürmek için özellikle doymuş ve trans yağ tüketimini kesmelisiniz. Etteki, tam yağlı süt ürünlerindeki ve bazı yağlardaki doymuş yağlar toplam kolesterolünüzü yükseltebilir. Bazen margarinlerde, marketlerdeki kurabiye, kraker ve keklerde bulunan trans yağlar kötü kolesterolünüzü yükseltirken, iyi kolesterolü ise düşürür.

Cumartesi

GOZ SEGIRMESININ NEDENLERI SEBEPLERI COZUM YOLLARI ONERILER TAVSIYELER


GÖZ SEĞİRMESİNİN SEBEBİ
Gözünüz seğiriyor mu?

Uykunuza dikkat edin!

Günlük yaşamda gözün istemsiz olarak kasılmasıyla ortaya çıkan, zaman zaman alt ya da üst göz kapağının elde olmadan kontrol dışı titreşmesi ile kendini gösteren göz seğirmesinin ana nedeninin uykusuzluk, stres ve kafein olduğu belirtildi.

Hastaların gözlerinde herhangi bir rahatsızlık olup olmadığını merak etmelerine yol açan seğirmeler, genellikle sadece birkaç saniye sürüyor.

Seğirmelerin çoğunlukla önemsiz bir rahatsızlıktan kaynaklandığını belirten Op. Dr. Murat Moray, göz seğirmesinin en önemli üç nedenini yorgunluk-uykusuzluk, stres ve kafein olarak sıraladı. Op. Dr. Moray ayrıca bilgisayar kullanımı ve parlak ışıkların da göz seğirmesi için tetikleyici olabildiğini kaydetti.

Çoğu seğirmelerin sebebinin ise halen bilinemediğini ifade eden Dr. Moray, "Bunlar genellikle stres ve zihinsel bağlantılıdır. Birçok kişi bunları tedirgin edici bulduğu için endişe eder. Bazıları ise daha ciddi bir sorunun işareti olmasından korkar. Bazı kimselerde göz kapakları nadir görülen bir rahatsızlık olan esansiyel blefarospazm (nedeni açıklanamayan göz kapağı kasılması) nedeniyle kendiliğinden kapanır" dedi.

Moray, göz seğirmesinin çok ender olarak da ciddi bir rahatsızlık belirtisi olabildiğine işaret ederek, "Ciddi yüz tikleri, yüz kaslarındaki spazmlar ve multiple sklerozis (MS hastalığı) göz kapaklarını da etkileyebilir fakat bu hastalıkların belirtileri, göz hekiminin normal göz seğirmesiyle karıştırmayacağı kadar farklıdır. Eğer göz seğirmesi göz hekimince önerilen yöntemler ile geçmiyorsa kişinin nöroloji tarafından değerlendirilmesinde fayda vardır" diye konuştu.

Göz seğirmesini geçirecek öneriler :

* Uyku ve dinlenme saatlerine dikkat edilmesiStresli yaşamdan uzak durulması
* Bilgisayar kullanımının azaltılması
* Evde yumuşak ve parlak olmayan aydınlatmaların kullanılması
* Çay-kahve tüketiminin azaltılması
* Geceleri göz kapağına su bazlı nemlendiriciler ile kapak cildinden yüz kemiğine doğru hafif hafif bastırırarak masaj yapılması

Bunlara rağmen göz seğirmesi devam ederse ve gittikçe şiddetlenirse, beraberinde yüzün diğer bölümlerinde kasılmalar olursa, seğiren gözde şişlik, kızarıklık veya çapaklanma varsa, seğirme gözü tamamen kapatan bir şekil alirsa ve göz kapağında düşüklük olursa zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerekiyor.

Dr. Murat MORAY

Bursa Acıbadem Hastanesi

COCUKLAR DIYET YAPAR MI YAPMALI MI DUZENLI BESLENME YOLLARI YONTEMLERI TAVSIYELER ONERILER


ÇOCUKLAR DİYET YAPMAZ

Çocuklarda kötü beslenmenin işaretlerinden biri de kilo artışıdır.

Prof.Dr. Osman MÜFTÜOĞLU; Fazladan alınan ve harcanmayan zararlı kalorilerin yağ olarak depolanması kilo sorununa, hatta obeziteye sebep olur. Bu da çocuğunuzda ileride telafisi güç sorunlara yol açar.

Çocuklar Diyet YapmazBu çocuklarda hormonal gelişme bozulur. Boy uzaması yavaşlar. şeker hastalığına, hipertansiyona eğilim artar. Bu nedenle fazla kilolu çocukları sağlıklı bir kilo aralığına indirmek zorunludur.

Bunu başarmak için onları doğrudan diyet programlarına sokmak yerine önce yüksek kalorili yiyecek ve içeceklerden (pizza, meyve suları, gazozlar, kolalı içecekler, cipsler, gofretler, dondurma ve çikolatalı atıştırmalar) vazgeçirmek gerekir.

Çocuklarda kilo sorununu çözerken kalori kısıtlamalarını esas alan diyet planlarına pek ihtiyaç duyulmaz. Diyet planları yalnızca aşırı kilosu olan 14 yaş üstü gençlerde, çok büyük bir dikkatle kısa süreli olarak uygulanır. Sağlıklı bir kilo aralığına girilir girilmez de “diyet” bırakılır.

Özellikle büyüme çağındaki çocuklarda yanlış hazırlanmış düşük kalorili diyetler büyüme ve gelişmede sorunlara yol açabileceği için bu nokta çok ama çok önemlidir. Kilolu çocuk ve gençlerde yapılması gereken üç temel değişim var.

Bir: Yüksek kalorili, faydası az, zararı çok yiyecek içecekleri bırakmak.
iki: Sağlıklı ve dengeli, ihtiyacı kadar kaloriyi temin edebilecek ve büyümeyi destekleyecek doğru bir beslenme planı yapmak.
Üç: Egzersiz, yani aktivite alışkanlığını yeniden canlandırmak.

Sözün kısası, konu çocuklarda kilo fazlalığı sorununun çözümünü yalnızca diyet listelerine havale etmek, onu bir diyet merkezine emanet etmek yetmez. Sürece onu da ortak etmek ve motive etmek şarttır.

Bir nokta daha var: Bazı çocuklarda kilo sorunu hormonal-metabolik sebeplerden de kaynaklanabilir. Böyle bir durumda sadece kiloya odaklanıp arka plandaki sorunu görmezden gelmek ya da fark etmemek gelecek için tehlikelidir. Çocuk sağlığı uzmanları ya da endokrinoloji-metabolizma uzmanları işte bu noktada mutlaka devreye girmelidir.

Ne kadar erken başlarsanız sonuç o kadar iyi olur

Çocuk ve gençlerde beslenme konusuna mümkün olduğu kadar erken yaşlarda el koymak gerekiyor. Doğru ve kalıcı alışkanlıklar kazandırmak için yola erken çıkmak, erken başlamak şart!

Konulan kurallar, verilen bilgiler, iyi ya da kötü alışkanlıklar çocuk ne kadar küçük yaştaysa o kadar etkili ve kalıcı oluyor. Araştırmalar fazla kilolu veya obez bir çocuğun yaşı ne kadar büyükse sorunun o kadar zor çözüldüğünü, kilolu bir yetişkin olma ihtimalinin o oranda arttığını gösteriyor.

Çocukluk çağında sağlıklı beslenen, kilo sorunu yaşamayan, aktif, hareketli, mutlu, keyifli, formda bir çocuk genellikle büyüyünce de kilo problemi yaşamıyor. Dolayısıyla hızlı hareket etmemizde fayda var.

Toksik besin ne yapıyor

Çocuk ve gençlerin bedeni de “iyi şeylerden daha çok faydalanıp kötü ve zararlı olan şeylerden mümkün olduğunca kaçmak” kuralı üzerine planlanmış bir organizasyondur.

Bu kural beslenme alanında da normalde tıkır tıkır işler. Eğer dışarıdan yanlış bir müdahale, yönlendirme yapılmazsa çocuk bedeni faydalı besinler tüketmek, zararlı besinlerden kaçmak üzere programlanmıştır.

Yanlış ve zararlı yiyecekler bedene yüklendiğinde çok geçmeden isyan eder. Boyalı, katkılı, kimyasallarla kirlenmiş, doğallığını yitirmiş, genlerin tanımadığı ne idiğü belirsiz yiyecek ve içeceklerle beslendiklerinde cilt döküntülerinin, ishallerin ortaya çıkması, ağrıların, uyku bozukluklarının başlaması, hatta hiperaktivite ve benzeri huy değişikliklerinin olması işte bu “doğal olamayana” isyandandır.

Çocuk bedeni ve ruhunun isyanını fark etmez, zamanında el koymazsanız çocuklarınız sadece fazla kilolu olmaz. Doğal koruyucu bağışıklık kalkanlarını kaybettiklerinden üç-beş günde bir hastalanırlar. Sık sık ateşleri yükselir. Boğazları şişer. Kulakları akar. Uykuları bozulur. Deri döküntüleri, egzamalar, sivilceler başlar. Okulla, öğretmenlerle, sizinle ilişkileri bozulur. Huyları değişir.

Kısacası, pek çok şey ters gitmeye başlar. Akıllı, bilgili ve dikkatli anne babalar, öğretmenler, rehberler, bu isyanı erkenden tanıyanlar ve yanlış gidişe zamanında el koyanlardır.

Hap kullanırken gebe kalınması sorun yaratır mı?

Doğum kontrol hapları kullanırken gebelik olursa ve bu gebeliğin devamı istenirse büyük bir endişe duyulmaması gerekir. Gebelik başlangıcında kullanılan doğum kontrol hapları ACOG (American College of Obstetricians and Gynecologists)’a göre doğumda anormalliklere neden olmamaktadır.

Bununla beraber, 2009’da yapılan bir araştırma gebelik sırasında hapların kullanılması ile erken doğum ve düşük tartılı bebek oluşması arasında bir ilişki bulunduğunu gösterir. Önlem olarak, gebe kalındığı fark edilir edilmez doğum kontrol hapları bırakılmalı ve doktorunuzla bu durumu paylaşarak riskler konusunda bilgi almalısınız.

Kilo kaybı

Kilo kaybı genellikle son 6 ila 12 ay içinde vücut ağırlığının yüzde 5’inden fazlasının azalması şeklinde ifade edilmektedir. Kilo kayıplarında vücudun kas ve yağ kütlesinde düşme olmaktadır. Vücut ağırlığında azalmanın çeşitli nedenleri olabilir. Tiroid bezinin hızlı çalışması, kontrolsüz diyabet, emilim bozuklukları ve aşırı egzersiz gibi durumlarda artmış iştaha rağmen kilo kaybı görülür.

Besin maddesi alımında azalma, kronik hastalıklar, kalp ve akciğer hastalıkları, yutma güçlüğü, kusma ve karın ağrısı gibi mide-barsak rahatsızlıklarına bağlı sindirim bozuklukları, psikiyatrik hastalıklar (depresyon), ağır enfeksiyonlar, kanserler, AIDS, sinir sistemi bozuklukları, bazı ilaçlar (uyarıcılar, kanser ve tiroid ilaçları, müshiller), yeni protezler, diş kayıpları, çiğneme güçlüğü oluşturan durumlar, ağız içindeki yaralar kilo kaybının nedenleri arasında sayılabilir.

Kilo kayıpları yorgunluğun başlıca nedeni olabileceği için dikkatle araştırılması gerekmektedir. Hikâye ve fizik muayenenin ardından başlangıç testleri olarak kan sayımı, elektrolitler, kan şekeri, kalsiyum, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, TSH, HIV testi, sedimantasyon, CRP bakılmalı ve akciğer filmi çekilmelidir.

Yaptığınız yanınıza kâr kalsın

Klinikte sıkça karşılaştığım sorulardan biri de “Benim için ideal egzersiz hangisidir?” oluyor. Genellikle verdiğim yanıt hep aynı: “Yapabileceğiniz fiziksel aktivite size uygundur.” Elbette bu tümcenin açılımı da var. Yaş, cinsiyet, kilo, taşıyıcı sistemi ilgilendiren sağlık sorunları gibi farklılık yaratacak durumları göz önünde bulundurarak, bir egzersiz uzmanından da destek alarak bir program oluşturmak gerekiyor.

İnsanları, fiziksel aktivite yapmaktan soğutan iki önemli neden var: Sıkılma ya da bıkma ve sakatlanma. O nedenle bir uzmanın rehberliğinde, doktorunun kontrolü altında aktivite yapan kişilerde sakatlanma riski en aza indirgeniyor. Aynı zamanda aktivite uzmanı tarafından değişik önerilerle zenginleştirilen programı bıkmasını engelliyor.

Fiziksel aktivite yapmak, kalori harcama fırsatı yaratmaktır. Aerobik egzersizler yaparak direnç egzersizleriyle olduğundan daha fazla enerji harcarsınız. Direnç egzersizleriyle yeterince kalori yakılamadığından, kayda değer bir kilo kaybı sağlayamazsınız. Bundan, direnç egzersizlerinin beden sağlığı için gerekli olmadığı anlamını çıkarmamalısınız. Ancak daha fazla kalori yakmak istediğinizde tercihiniz kardiovasküler egzersizlerden yana olsun. Zaman zaman yoğunluğunu da zamanını da değiştirerek uygulayın. Vücudunuz ezberine alamadığı böyle bir etkinlik sayesinde daha fazla enerji harcar.

İleri ve orta şiddette egzersizleri, aynı egzersiz ortamında ya da dönüşümlü olarak, farklı günlerde yapmak daha yararlıdır. Buna “aerobic base-building” deniyor. Aynı gün, farklı aktiviteleri, ardı ardına yapmak da bir başka çözüm olabilir. Bu yöntemin adı da: “cross-training”. Bu değişiklik, yalnızca sıkılmamanızı sağlamakla kalmaz, değişik kas gruplarını çalıştırarak daha geniş etki sağlar.

Ayrıca, hep aynı eklemlere yük binmediğinden sakatlanma riskiniz de azalır. Fizik aktivite, puzzle’ın yalnızca bir parçasıdır. Dengeli bir beslenme planı oturtmadan kilo yönetimi sağlanamaz.

Turp, lahana, şalgam

Her pazarda kolayca bulabileceğiniz ucuz sebzelerin başında turpgiller geliyor. Bu sebze ailesinin en önemli üyeleri ise turp, lahana, karnabahar ve şalgam. Bu gruba siyah pancarı da dâhil edebilirsiniz.

Bu gruptaki sebzelerin hepsi mükemmel birer toksin temizleyici. Özellikle kansere yol açabilen zararlı ve toksik maddelerden vücudu temizlemekte ve hatta bu tür kanserojenlerin hücrelere verdiği zararı önlemede faydalı olabilecek onlarca madde içeren doğal besinler bunlar.

Ayrıca bu gruptaki yiyeceklerin bağışıklık sistemini güçlendikleri de biliniyor. Turpgillerde bol miktarda bulunan C, E vitaminleri ve beta karoten mükemmel antioksidanlar. Bu besinler ayrıca güçlü birer kalsiyum kaynağı. Turpgillerin içinde bulunan indol-3-kalbinol ve benzeri maddeler kansere karşı korunmada mükemmel faydalar sağlıyor. Bu ucuz ama etkili ve lezzetli sağlık koruyucularında daha sık faydalanmanızı tavsiye ederim.

Prof.Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

TIP 2 DIYABET SEKER HASTALIGI VE TEDAVI YOLLARI YONTEMLERI TAVSIYELER ONERILER


TİP 2 DİYABET VE TEDAVİSİ
Ensenizde koyulaşma varsa şeker kontrolü yaptırın
Koltukaltı ve Ensede Koyulaşmaya DikkatEnse ve koltuk altlarınızda koyulaşma ortaya çıktıysa dikkat! Bu belirtiler tip 2 diyabet riskinizin yüksek olduğunu gösteriyor.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji Metabolizma ve Diyabet Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva anlattı:

Tip 2 diyabetin sebepleri neler?

Ana sebebi şişmanlık ve hareketsiz yaşamdır. Kortizon gibi bazı ilaçlar da diyabet riskini artırabilir.

Kimler risk altında?

* Şişmanlar,
* Anne, baba veya kardeşlerinde diyabet olanlar,
* Hareketsiz yaşam sürenler,
* Yüksek tansiyonu olan kişiler,
* İyi kolesterolü düşük, kötü kolesterolü yüksek olanlar,
* Trigliseridi yüksek kişiler,
* Gebelik diyabeti geçirenler,
* 4 kilo ve üstü çocuk doğuranlar,
* Koltuk altlarında ya da ensesinde kadifeyi andırır şekilde koyulaşma ve kalınlaşma olanlar,
* Polikistik over sendromu olan kadınlar.

Risk grubunda olanlar hangi testi yaptırmalı?

Açlık kan şekerine baktırmalılar. Test normal çıksa bile her yıl bu test tekrarlanmalı. Test 100’ün üzerinde çıkarsa 2 saatlik 75 gram glukoz yükleme testi yapılmalı.

Tip 2 diyabet nasıl tedavi edilir?
Başlangıçta insülin direncine etkili olan haplar kullanılır. İlaçlar 2 temel grupta incelenir. Hastanın durumuna, klinik özelliklerine ve şeker düzeyine bakarak ilaç seçimi yaparız. İnsülin direncini azaltan ilaçla 3 ay içinde Hemoglobin A1C testi 6.5’in altına inmezse başka seçenek ilaçlara geçeriz.

İnsülin de kullanılıyor mu?

Tip 2 diyabet tanısı koyulduktan sonra bir seçenek ilaç da insülindir. Eğer hastanın şekeri başlangıçta 250’nin, hemoglobin A1C sonucu yüzde 8.5’in üzerindeyse biz o hastaya insülin de başlayabiliriz.

İnsülin bağımlılık yapar mı?

Hayır, kesinlikle yapmaz! İnsülin vücutta doğal olarak üretilen ve kan şekerini kontrol eden çok önemli bir hormondur. İnsülin, hastanın pankreasının üretemediği bir hormonu yerine koyma tedavisidir. İlaçlar yeterli gelmediğinde mutlaka tip 2 diyabette insülini kullanmak zorunda kalırız. Ancak bu, hastanın insülini asla bırakamayacağı anlamına gelmez. Tip 2 diyabetlilerde insülini daha sonra kesebiliriz. Hastalardan çok sık şu cümleleri duyuyoruz: ‘Ben insülin başladıktan sonra gözümde kanamalar oldu’ ya da ‘İnsülinden sonra böbreklerim çalışmaz hale geldi’. Biz de onlara diyoruz ki ‘Hayır tam tersine. Eğer vaktinde insülin başlanmış olsaydı bu sorunların önüne geçebilecektik.’

İnsülinin yan etkileri var mı?

İnsülinin en önemli yan etkisi hipoglisemidir (kan şekerinin aşırı düşmesi). Yılda 1 kez ciddi hipoglisemi yapabilir. Ama insülin kullanan kişi hipoglisemi belirtilerini tanır. Hasta böyle bir durumda müdahale olarak kesme şeker ya da şekerli su alarak bu sorunun üstesinden kolayca gelir. İnsülin başlanan kişi disiplinli yaşar, kan şekeri ölçümlerini düzenli sürdürürse çok daha az hipoglisemi ile karşılaşır.

Tip 2 diyabetin tedavisinde diyet ve egzersizin yeri nedir?

Tip 2 diyabet bir hastalıktır, diyetle tedavi edilmez. ‘Ben diyetimi yapıyorum ama yine de kan şekerim yüksek’ diye gelen hastalar aslında tip 2 diyabetin bir hastalık olduğunu göz ardı ediyor. Tabii ki doğru beslenme kuralları her insan için geçerli olduğu gibi tip 2 diyabetliler için de geçerli. Şişmanlığın önüne geçmek için doğru beslenme ve düzenli egzersiz şart. Ama tek başına egzersiz ve diyet, tip 2 diyabetin tedavisi için yeterli değil. İlaçların mutlaka kullanılması gerekir.
BU TESTLERİ İHMAL ETMEYİN

İşte, şeker hastalarının organ hasarını önlemek için düzenli olarak yaptırması gereken testler:

Göz muayenesi: Şeker hastalığı gözleri etkileyerek körlüğe kadar varabilen sorunlara yol açabilir. Tip 2 diyabetliyseniz tanı konulduğu andan itibaren her yıl, tip 1 diyabetliyseniz tanıdan sonraki 5’inci yıldan itibaren her yıl göz dibi muayenesi yaptırın.

İdrar tahlili: Şeker hastalığının zarar verdiği organlardan biri de böbrekler. Tip 2 diyabetliyseniz tanı konulduktan sonra 6 ayda bir, tip 1 diyabetliyseniz ilk 5 yıldan sonra her yıl mikroalbüminüri (idrar testi) yaptırın.

Doktor muayenesi: 6 ayda bir genel kontrol için doktorunuza gidin. Her muayenede ayaklarınızı doktorunuza göstermeyi ihmal etmeyin.

Hemoglobin A1C: Şekerin son 3 aylık ortalamasını gösteren bir testtir. Hemoglobinin (kanda oksijen taşımakla yükümlü olan kırmızı küreler) içindeki maddelerin şekerle birleşmesinden oluşur. Geriye dönük kan şekerinin nasıl gittiğini gösterir. Hemoglobin A1C düzeyinin yüzde 6.5’in altında olması gerekir. Her 3 ayda bir hemoglobin A1C testi yaptırın.

Kan yağları kontrolü: Kalp-damar sağlığı riskine karşı düzenli olarak tansiyonunuzu ölçtürün. En az yılda bir kez kolesterolünüze baktırın. Yılda 1 kez kalp elektrosu çektirin. Doktorunuz gerekli görürse efor testi, ekokordiyografi gibi daha ileri tetkikleri ihmal etmeyin.

Prof.Dr. Zeynep Oşar ŞİVAProf.Dr. Zeynep Oşar ŞİVA

Çarşamba

SUNA DUMANKAYA'DANKALCA VE BASENLERI PAPATYA KURUYLE ERITME YOLLARI METODLARI GOBEK CEVRESI YAGLANMASI ICIN TAVSIYELER


KALÇALARINIZI PAPATYAYLA ERİTİN

Kalçalarınızı Papatyayla Eritin

Türk kadınlarının çoğunun fazla kiloları, kalçalarında ve basenlerinde toplanmıştır. Bugün tarifini verdiğim çay, bu bölgelerdeki fazlalıkları yok etmej için ideal!

Suna DUMANKAYA; Türk kadınlarının çoğu kalça ve basen bölgelerindeki fazlalıklardan dert yanar. Eğer sizin de böyle bir şikayetiniz varsa; eşit miktardaki kuşburnu, rezene, sinameki, papatya, biberiye ve funda yaprağını karıştırıp çay gibi demleyin. Bu çaydan her sabah bir bardak için. Bu etkili karışım kalçalarınızın ve basenlerinizin hızla incelmesini sağlamakla kalmayacak, bu bölgelerdeki selülitlerinizi de azaltacaktır.

İştahınızı Kapatacak Çay :

500 gram kaynamış suya eşit miktarlarda mate, biberiye, ılamur ve yeşil çay katın. Bu karışımın içine bir dilim de yeşil elma ilave edin. Çay gibi demleyip her sabah aç karnına bir bardak için. Bu karışım, iştahınızı kapatacaktır.


Göbeğinizdeki yağlardan limonla kurtulun

Fazlalıkları bel bölgesinde toplanan kişilerin, göbeklerine limon suyuyla masaj yapmaları gerekiyor.

Kadınların çoğu bel bölgelerindeki yağlanmadan şikâyetçidir. Eğer sizin de böyle bir derdiniz varsa; birer çorba kaşığı limon suyu, susam yağı, biberiye yağı ve okaliptüs yağını karıştırın. Her gün, belinizin çevresine ve karnınıza, bu karışımla dairesel hareketler çizerek masaj yapın. Yağlarınız hızla erimeye başlayacaktır.

Kakaolu karışımla sarkmadan zayıflayın

Kilo verirken vücudunuzun sarkmasını engellemek için bir çay kaşığı balmumu ile iki çay kaşığı kakaoyu benmari usulü eritin. Bu karışımın içine birer çay kaşığı portakal ve limon yağı, bir fincan da su katın. Bu karışımı tüm cildinize yayın. Etkili bir sonuç almak için bu formülü her gün uygulayın. Karışımı kullandıktan sonra buzdolabında saklayın.

Metabolizmanız ananasla hızlansın

Metabolizmanız yavaş çalışıyorsa, yağ yakmakta zorlanırsınız. Metabolizmanızı hızlandırmak için bir ananası soyup dilimleyin. Ananas dilimlerini, bir tutam nane, bir çorba kaşığı ceviz yağı, bir çorba kaşığı badem yağı ve bir adet kabuğu soyulmuş limonla blender’dan geçirin. Bu karışımı, sabah-akşam tok karnına için. İçine biraz bal da katabilirsiniz.

Suna DUMANKAYA

KALP KRIZI VE MIDE YANMASININ ONUNE NASIL GECEBILIRIZ TAVSIYELER ONERILER COZUM YOLLARI


KALP KRİZİ VE MİDE YANMASI
Kalp krizini mide yanmasından ayırmak...

Prof.Dr. Mehmet ÖZ Mehmet ÖZ - Birisine şiddetli mide yanmasını sorduğunuzda büyük olasılıkla elini bir yumru halinde kalbine götürdüğünü ve yüzünü ekşittiğini görürsünüz. Bu rahatsızlık bir sağlık sorunundan ziyade bir belirtidir. Ve size her an sanki erimiş bir lav kusacakmışsınız hissini verir. Problemin merkez noktası mide ve yemek borusu arasındaki birleşme noktasındaki kaslardır. Bu kas topluluğu normal bir sindirim esnasında çiğnenen besinlerin yemek borusundan mideye geçmeleri için önce gevşer, işlem tamamlandığındaysa büzülür. Midenin girişinde yer alan kastan oluşan kapak basıncı gevşek olduğu zaman, midedeki asidin yemek borusuna geri akmasına sebep olur. Hasara duyarlı dokular yakıcı mide içeriğiyle karşılaşmak için programlanmadıkları için yanma ağrısına ya da daha kötüsüne sebep olabilir.

KALP KRİZİ VE MİDE YANMASI
Yakıcı sebepler

Mide içeriğindeki bazı geri taşımalar (kusmalar) normaldir. Ama asidin aşırı geri akışı, yemek borusunun astarının aşınmasına ve ülsere sebep olabilir. Bazı insanlarda ise hücrelerde sürekli değişiklikler yapabilir. Bu sağlık sorunu Barrett’s yemek borusu hasarı olarak bilinir, ender de olsa kansere dönüşebilir. Mide yanması dışında yemek borusu hasarının belirtileri genel olarak geri çıkarma, çiğnemede zorluk, ısrarlı öksürük, ses kısıklığı ve göğüs ağrısı olarak sıralanabilinir. Eğer haftada ikiden fazla mide yanması şikayeti varsa doktorlar genelde reflü olarak adlandırır. Başka bazı tıbbi durumlar da mide asidinin geri kaçmasına sebep olabilir: örneğin hiatus fıtığı, bazı bağırsak hareket bozuklukları gibi... Bu belirtileri bir kenarda tutarsak asıl mühim olan büzgen kasının işlevini neden düzgün yapmadığını bulmaktır.

Mide yanmasından şikayet edenler için öneriler:

Yemek mahkemesi
Böyle bir problem yaşayan insanlar için yemek saatleri savaş zamanı gibidir. Besinlerin yanmayı tahrik edici potansiyelini düzenli analiz etmeleri gerekmektedir. Asitli besinler yemek borusunun astarını tahriş edebilir, bazı besinler ise büzgen kasının baskısını düşürebilir. Genel sanıklar turunçgiller, kahve, çay, kafeinli içecekler, çikolata ve nanedir. Himalaya tuzunun asidi azalttığını söyleyenler de var.

Basınç noktalarını ayarlamak
Mide yanması her ne kadar zayıf insanlarda oluşsa da abdominal yağ ve fazla yemek mide üzerinde aşırı baskı yapabilir. Belirtilerin ortaya çıkışı kilo alma ile aynı döneme denk gelmişse ya da kilolu ya da obez iseniz fazla kiloyu vermek sizi rahatlatacaktır. Ayrıca büyük bir tabak yemek yerine daha küçük ama sıkça yemek yemeyi deneyebilirsiniz. Kemer takmayı bırakın ve sıkı iç çamaşırı ve kıyafetlerden uzak durun.

Alışkanlıkları bırakmak
Sigara içmek yavaş yavaş asit oluşuma sebep olacak ve büzgen kasındaki baskıyı azaltacaktır. Sigara içenlerdeki öksürük asidi yukarı çıkmaya zorlayarak göbek bölgesindeki basıncı arttıracaktır. Alkol tüketimi de tetiklediği hormon sayesinde mide sularının üretimini arttırarak, mide kasını gevşetecektir. Sonrasında mide içeriğinin geç boşalmasını sağlayarak ve üst kapakçığı gevşetip reflüyü ortaya çıkarabilir.

Yemek saati ve uyku pozisyonu
Reflüsü olan kişilerin akşamları mide yanması yaşaması alışagelmiş bir şey değildir. Yemek saatlerini ayarlayın. Yedikten en az 3 saat sonra yatın. Ayrıca yemeklerden hemen sonra uzanmayın. Yatak başucunuzu 5-10 cm kadar yükseltin, bu yer çekimi gücünü kullanarak mide asidinin aşağıda tutulmasını sağlayacaktır. İlaveten sağ yerine sol tarafa yatarak uyuyun, bu mide kasları üzerindeki baskıyı azaltacaktır.

Yürüyüş ve sakız
Sakız, asidi nötralize eden tükürüğün üretilmesini arttırır. Yürürken sakız çiğneyin böylelikle asidi daha fazla temizleyecektir. Ayrıca yürüyüş sizin için çok basit ama faydalı bir aktivitedir.

Kalp krizi ve mide yanması!

Mide yanmasının zaman zaman kılık değiştirmiş bir kalp krizi olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Mide yanması yaşayan bir kişi kalp krizi geçiriyor olabilir ve kalp krizi geçiren kişi mide yanmasına maruz kalabilir. Aralarındaki farkı anlamak zordur. Atağın ne zaman olduğuna ve ne hissettirdiğine dikkat edin. Eğer yemekten 30-45 dakika sonra oluyorsa muhtemelen mide yanmasıdır. Kalp krizi genellikle hareketlilik veya emek sarf ettiğiniz anlarda olur ve birçok kişi kalp krizi geçirdiği anda kıyamet günü yaklaşmış gibi bir hisse kapılır!

Kalp krizinin 3 belirgin özelliği:

- Çarpıntı, daralma, sıkışma, ya da ezici bir göğüs ağrısı.
- Özellikle sol tarafınızda sırt, boyun, çene, omuz ve kollarda yayılan bir ağrı.
- Nefes darlığı, terleme, baş dönmesi, kusma isteği ve mide ağrısı.

Kalp krizinin belirgin 3 özelliğinden birincisi olan çarpıntıda, kalbiniz çok hızlı atmaya başlar, sonrasında ise ağrı oluşabilir. Kalbinizdeki problemin yansıması omurgalardaki sinirlerle kısa devre yaparak sol kolunuza doğru yayılır ve son olarak da hiç unutmamamız gereken şey nefes darlığıdır. Kalbinizdeki kriz sebebi ile kalbiniz iyi çalışamayacak ve akciğerlerinizden gelen kan yeteri kadar boşalamayacaktır.

Dolayısıyla ani akciğer ödemi olur ve bu da nefes darlığı yapar. Mide yanmasının ise başka belirtileri de vardır. Daha çok bir şeyler yedikten sonra ortaya çıkması en dikkat çekici özelliğidir.

Bir diğeri ise uzandığınızda oluşmasıdır. Bunun sebebi de mide içindeki mide asitlerinin yer çekimi ve midenin hareketleriyle aşağı doğru gitmesi, yani bağırsaklara yönelmesidir. Gerinirken midenizin yemek borusu arasındaki bağlantı bölgesine kadar uzanır, yukarıya hareket eder ve bu da mide yanması olarak karşımıza çıkar.

DAHA MUTLU VE DAHA SAĞLIKLI BİR İLİŞKİ İÇİN

Yeni araştırmalar, evlilikteki veya ilişkinizdeki stresin sağlığınıza zarar verebileceğini gösteriyor. Pek çoğunuz evli kişilerin bekarlara nazaran daha sağlıklı olduğunu duymuşsunuzdur. Fakat yeni yapılan bir araştırma ilişkinizin kalitesinin, evlilik adı altında adlandırılmasından çok daha önemli olduğunu ortaya çıkardı. Bu araştırma, aynı zamanda; mutsuz evli çiftlerin, mutlu evli çiftlerden 25 kat daha fazla depresyon geçirme riski olduğunu ortaya çıkardı. Eğer kalp krizi geçirdiyseniz, kötü bir evlilik ikinci bir kriz riskini artırmaktadır. Ayrıca kanser geçirdiyseniz ve rehabilitasyon dönemindeyseniz, iyileşmenizi tehlikeye atabilir ve bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir. Hatta bir tek kötü tartışma tansiyonunuzu aniden yükseltir ve sağlığınızı bozabilir. Güçlüklerle karşılaşmak evliliğin temelini oluşturmaktadır. Evlilikte, flörtten evliliğe geçişin, yeni ekonomik sorumluluklar üstlenmenin, anne baba olma sürecinin yaşandığı ilk beş yılın daha stresli olduğu görülmektedir. İşte stresinizi azaltmak, iletişiminizi arttırmak, ilişkinize yardımcı olmak ve sizi daha sağlıklı yapmak için 4 ipucu:

Stres kaynaklarını tanıyın

Eşinizle oturun ve ilişkinizde strese sebep olan konuları alt alta yazın. Bunları sizin kontrolünüzde ve kontrolünüz dışında olmak üzere iki kategoriye ayırın. Kontrolünüzde olanlardan üç tanesini seçin, onları çözmek için beraberce çalışın ve stratejinizi altlarına yazın.

Dürüst ve doğru mücadele

İlişkilerde fikir ayrılığı gayet doğaldır ve kaçınılmazdır. Onlardan kaçmak sorunları besler/kuvvetlendirir ve çözüm getirmez. Bununla nasıl mücadele edeceksiniz? Anlaşmazlıklara en sağlıklı çözüm yolu münakaşa konularını gözden geçirmek, çözüm fırsatları yaratmak ve etkili iletişim becerilerini geliştirmektir. Nasıl ve neler hissettiğinizi açıklayın, onun neye ihtiyacı olduğunu sorun, eşinizi aynısını yapması için cesaretlendirin ve iyi bir dinleyici olun. Beşe bir kaidesini uygulayın; diğer bir kişiye söylediğiniz negatif/olumsuz bir söz, söylediğiniz beş pozitif/olumlu sözü siler.

Para ile barışın
Uzmanlar (ve amatörler) para harcamada seçilen değişik yaklaşımların/yolların ilişkileri strese sokan en büyük etken olduğu, münakaşalara ve boşanmalara sebep teşkil ettiği konusunda hemfikirler.
Partnerinize, anne babanızın para ile ilişki şeklini, bunun sizin seçimlerinizi nasıl etkilediğini ve aynı uygulamayı yapmak isteyip istemediğinizi açıklayın. Sonra her biriniz neye ihtiyacınız olduğunu, ne istediğini ve önceliklerini açıkça belirleyin. Nasıl harcayacağınız, harcama hakkında nasıl konuşacağınız ve yaşamınızı nasıl sürdüreceğiniz konusunda anlaşma yapın.

Sağlığa öncelik tanımak
Yaşantınızda stresi kontrol edebilmek sağlığınızı geliştirecek ilk adımdır. Cesaret, sağlıklı çözüm için bir diğer kararlılıktır. Evde daha çok yemek yapın, kahvaltıyı atlamayın, sağlıklı öğle yemeği hazırlayın ve dışarıda yemek yemeyi kısıtlayın.

1 DAKİKADA SAĞLIK

Birinin felç geçirdiğini nasıl anlarsınız?

Burada bilmeniz gereken şey; bir hayat kurtarmak için doktor olmanız gerekmediği! Eğer birisinin felç geçirdiğinden şüpheleniyorsanız, üç şey yapmanız gerekli:

Birincisi: Gülümsemesini isteyin. Doğru bir zaman gibi görünmüyor olabilir ama bazı önemli kasları test etmek için çok önemlidir.
İkincisi: Kollarını kaldırmasını isteyin. Önce siz yapın ve sizi taklit etmesini isteyin.
Üçüncüsü: Ondan basit bir cümleyi tekrar etmesini isteyin. “Ben kırmızı gül seviyorum” gibi basit bir cümle...

Eğer kişi bu basit isteklerin hiçbirisini yapamıyorsa, onu acil olarak hastaneye götürün. Unutmayın, her yıl yüz binlerce insan felç geçiriyor ve o anda her saniye çok ama çok önemlidir. Sizin için çok önemli birinin bu tavsiyeler sayesinde hayatını kurtarabilirsiniz!

Salı

CILDINIZI BEYAZLATMAK ICIN YAPILMASI GEREKENLER ONERILER TAVSIYELER


Cildinizin beyazlamasını ister misiniz?
Evet sizlere birkaç öneri: Cildinizin beyazlaması için yapmanız gerekenler şunlar: Cilt beyazlatmak isteyenlere çok özel bir maske formülü .
Gerekli olan malzemeler:Üç tatlı kaşık papatya
Bir fincan su
Bir yemek kaşığı gül suyu yeterlidir.

Bunları kaynayan suyun içine papatyaları attıktan sonra sekiz dakika kadar kaynatın ve sonra süzün. Bu papatya suyu soğuduktan sonra ise balla birlikte gül suyunu da katın ve bu karışımla yüzünüzü bir güzel siliniz. Yirmi dakika sonra ılık suyla yüzünüzü yıkayınız. Arkasından ise renk bozukluğuna karşı olan bu maske için ise cildin ten rengi beyazlaştığını göreceksiniz.
ÖNEMLİ NOT : HAMİLE VE EMZİREN HANIMLARIN KULLANMASI SAKINCALIDIR.

EMZIRME DONEMINDE BESLENME NASIL OLMALI DIKKAT EDILMESI GEREKENLER


EMZİRME DÖNEMİNDE BESLENME
Emzirme Döneminde Nasıl Beslenmeli

Emzirme döneminizde, anne sütü bebeğinizin bağışıklık sisteminin gelişmesi ve yeterli beslenmesi için en gerekli besindir.

Emzirmede annenin salgıladığı süt, alınan besinlerin ürünüdür ve süt salgısı için annenin enerji, protein, yağ, vitamin, mineral ve sıvı tüketimi artırılmalıdır. Unutmayın, tıpkı hamileliğinizde olduğu gibi, bu dönemde de sizin iyi beslenmeniz, bebeğinizin sağlıklı şekilde büyümesi demektir.
Emzirme Dönemi

Uluslararası sağlık örgütleri ve doktorlar, bebeğin ilk altı ayında anne sütü ile beslenmesini önemle tavsiye etmektedirler. Yine bu dönemde annenin alkol ve sigara tüketmemesi, tüketilen yerlerde bulunmaması ve ilaç alımlarında doktoruna başvurması gerekmektedir.

Anne günde en az 2 lt (yaklaşık 10 su bardağı) sulu gıdalar (su, süt, az şekerli limonata, komposto, çorbalar vb.) almalıdır. Annelerin günlük beslenmesinde süt, yoğurt, peynir, yumurta, kuru baklagiller gibi protein ve kalsiyum açısından zengin besinler, karbonhidrat içeren ekmek, makarna gibi gıdalar, ayrıca bol meyve ve sebze bulunmalıdır. Anne, süt verirken sigara içmemeli, çay ve kahve gibi besleyici değeri olmayan içecekleri tüketmemelidir.

Emzirme döneminde annelerin sıvı ihtiyacı artar, günlük 2-3 litre civarında su tüketmeleri gerekir. Emziren annelere ve hamilelere özel % 100 doğal karışık bitki çayları tercih edilebilir. (Örn. :Milupa Still-Tee - anason, rezene, kimyon, melisa ve rooibos bitkilerini içerir.) Bitki çayları emziren annelerin artan sıvı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken, anne sütünün arttırmaya yardımcı olur. Emzirmenin bebeğinizin bağışıklık sistemine katkısını anlatan Bağışıklık Animasonu’nu buradan izleyebilirsiniz.

Çarşamba

DIYET YAPAYIM DERKEN KILO ALMAYIN


DİYET GAZİSİ OLMAYIN
Diyet gazisi olmayın.

Prof.Dr. Osman MÜFTÜOĞLU - Kilo vermek için bir diyete başlamak çok önemli bir karar. Çünkü her diyet sağlığa ciddi bir müdahale. Bilgi, ilgi, dikkat, doğru bir plan ve bilinçli bir takip ister.

Eğer diyet yaparken bedeninize doğru mesajlar vermiyor, doğru talimatlar gönderemiyorsanız kısa bir süre sonra metabolizmanız bozulur. Hormonal sistemleriniz iflas etmese de şaşırmaya başlar. Özellikle bilimsel dayanağı olmayan “popüler, moda ve absürt diyetler”in çoğu pek çok insanın diyet gazisi olmalarına, sağlıklarını kaybedip hastalanmalarına, psikolojilerini bozmalarına ve sonra da verdiklerinden çok daha fazla kilo kazanmalarına yol açar.

BEDEN KULLANIM KILAVUZU

Her bedenin kendine özel bir kullanım kılavuzu var. Neyi, ne zaman, ne kadar, ne sıklıkta, hangi yiyecekle birlikte yiyip içeceğiniz, ne kadar kaloriye ihtiyaç duyduğunuz, öğünlerinizin yapısı, öğün aralıklarınızın sıklığı, ara öğün kalorilerinizin miktarı hepimiz için farklı. Özellikle genetik olarak insülin direnci geliştirmeye hazır olan birinin glisemik yüke dikkat etmeden bol karbonhidratlı, özellikle bol şekerli, unlu, nişastalı ve/veya yüksek kalorili beslenmesi önce insülin direncine, sonra kilo sorunu, sonra da şeker hastalığına sebep olur. Kullanım kılavuzunda kolesterol problemi bulunan birinde yüksek proteinli “Atkins diyeti” çok geçmeden koroner damarlarda tıkanıklıklar yapar, felç olasılığına yol açar.

Genetik yapınıza, genetik potansiyelinize, sağlık sorunlarınıza, kişisel yapınıza uygun beslenme planlarıyla yola çıkmazsanız diyet yapmanın bir süre sonra sağlığı bozmakla eş anlamlı olabildiğini unutmayın. Ayrıca kilolu olmanızın hormonal ya da tıbbi nedenlerini olabileceğini de aklınızdan çıkarmayın. Böyle bir durumda gerçek nedeni bulana kadar hiçbir diyet ve egzersiz önerisine kulak asmayın. Bozulan metabolizmanızı düzeltmek, durma noktasına gelen metabolik hızınızı tekrar harekete geçirmek ancak genetik yapınızın anlaşılması, metabolizmanızın araştırılması, hormonal ve tıbbi nedenlerin değerlendirilmesi, teşhis ve tedavi edilmesinden ve bunlara uygun bir beslenme-aktivite planı oluşturulmasından sonra mümkün olabilecektir.

İYİ VE KÖTÜ KARBONHİDRATLAR

Karbonhidrat grubu yiyecekler en çok tüketilen yiyecekler. Bu grupta tahıllar, bakliyat grubu besinler, sebze ve meyveler var ve bunlar beslenmemizin temel direği. Karbonhidratlar olmazsa sağlığımızı korumanın zorlaşacağı kesin. Son yıllarda yaşanan karbonhidrat düşmanlığının yanlış olduğu da... Sorun tahıl, bakliyat, sebze, meyvelerde değil, “beyaz tehlike” diye tanımlanan problemli karbonhidratları (un, şeker) fazla ve sık tüketmekten kaynaklanıyor. Eğer beslenme sisteminizde beyaz un, şeker ve bunlardan üretilen ekmek, makarna, beyaz pirinç pilavı, pizza, açma, börek, poğaça, çörekler, bisküvi, grissini, cips veya şekerlemeler, gazlı kolalı içecekler fazlaysa bir süre sonra kilo almaya, kan şekerinizi dengelemede zorlanmaya ve şeker, tansiyon ve kalp hastası olmaya adaysınız denilebilir. Karbonhidrat kaynağı olarak tam tahılları (köy ekmeği, bulgur pilavı gibi), baklagilleri (kuru fasulye, nohut), kabuklu yemişleri (fındık, ceviz, badem) veya yağlı tohumları (kabak çekirdeği, ayçiçeği çekirdeği) kullanır ve bunları kalori dengesine dikkat ederek yeteri kadar yerseniz ciddi bir sorun yaşamayacağınızdan emin olabilirsiniz.

POSA-KİLO İLİŞKİSİ

Beslenme listenizde yer alan karbonhidratların glisemik yükünü, yani kilo yapıcı etkilerini azaltmak istiyorsanız bunun en etkili yollarından biri daha fazla lif-posa tüketmeniz. Günlük posa kazanımınız arttıkça yalnız kilo vermeniz kolaylaşmaz, kanda şeker, kolesterol, trigliserid seviyeleriniz daha kolay dengelenir. Fazla posalı beslenmenin özellikle kolon kanseri için de ciddi bir koruma sağladığı da biliniyor. Bunun nedeni posalı yiyeceklerin içindeki liflerin bağırsaklarda yağ ve şekeri emen bir sünger gibi davranması, ayrıca bağırsak duvarını kaplayarak yiyeceklerin içindeki yağ ve şekerin daha az emilmesini sağlaması. Prensip olarak posa-lif herhangi bir yemeğin glisemik yükünü azaltmanın en kolay yoludur. Kuru fasulyenin makarnadan, bulgurun pirinç pilavından daha az kilo kazanımına yol açmasının sebebi düşük glisemik indeksi ve bunun nedeni de kuru fasulye ve bulgurdaki yüksek posa içeriği. Yulaf kepeği, öğütülmüş keten tohumu eklenmiş salata veya yoğurtlar, bol salatalık eklenmiş cacık, her öğünde bol salata çeşitleri, yemeğe bol sebzeli az yağlı bir çorbayle başlamak, ara öğünlerde şeker oranı düşük meyveler ya da sebze parçaları atıştırmak günlük posa tüketiminizi arttırmanın en kolay yolları.

İNSÜLİN DİRENCİ NASIL OLUŞUYOR?

Kötü karbonhidratları (özellikle beyaz tehlike gurubunda yer alan unlu, şekerli besinleri) fazla tüketirseniz, özellikle de şekerli yiyecekleri çok abartırsanız kanınızdaki insülin seviyesi çok yükselir. Özellikle çabuk emilen şekerler için bu tehlike her zaman vardır. Kanınızda dolaşan insülin miktarı çok artınca hücreleriniz zamanla insüline direnç göstermeye, yanıt vermemeye başlar. Bu durum “insülin direnci” olarak bilinir. Bu soruna yakalananlar aynı işi yapmak için giderek daha fazla insüline ihtiyaç duyarlar. Bundan sonrası artık “uyuşturucu bağımlılığı ” gibidir. Giderek bedeniniz daha da fazla insüline ihtiyaç duymaya başlar. İnsülin seviyeniz arttıkça vücudunuz (özellikle göbek, bel, kalçanız) yağlanır, kilo alırsınız. Bu kısır döngü sürer, gider. Zamanla önce “erken diyabet ”, sonra da “şeker hastalığı ” ile sonuçlanır. İnsülin direncinin kalp hastalığına yakalanma, felç geçirme, bellek kaybı ile karşılaşma, hatta kansere yakalanma açısından da önemli riskler oluşturduğu biliniyor. Kısacası bedeniniz şekerle boğulduğunda kanınızdaki insülin seviyesi zirve yapıyor. Bu insülin banyoları bir süre sonra insülin direncine kilo kazanımına ve şeker hastalığına sebep oluyor. Bu kötü gidişi önlemenin iki temel anahtarı var.
Bir: Gereğinden çok karbonhidrat tüketmemek.
İki: Glisemik indeksi yüksek olan beyaz tehlikelerden (un, şeker, nişasta) uzak durmak!

Prof.Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
İletişim ve Sorularınız için : Süleyman Seba Caddesi No:39 Akaretler 34357 Beşiktaş İSTANBUL
Tel:(212) 236 73 00 Faks:(212) 236 57 75

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails
 
 
 
 
Copyright © Haber Keyfim