Öyküler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öyküler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar

Basak Dursun'dan Hepinize cok tesekkur ederim



3 Ocak 2010
Sevgili okurlar geçtiğimiz Cuma günü çok güzel bir faks aldım.

Meclis Haber Dergisi ve Mebus haber .com.un yaptığı anketten “2009 yılının yazarı” olarak gene ben çıkmışım.

Her yıl geleneksel düzenlenen bu yarışmada, 2008 yılının “en”leri arasında görülmemek beni üzmüştü. Ama bu sene 2009 un “en”lerinden olmam beni çok mutlu etti.

Bana oy gönderen bütün herkese, bazı yazılarıma kızmalarına rağmen, ısrarla yazılarımı takip edenlere ve sizlere yürekten teşekkür ediyorum.

Aslında bu yıl başıma gelen bir çok sıkıntılı olaydan sonra, bu gelen ödül, resmen siz okurlardan bana “korkma seni bırakmayız” mesajını almamı sağladı ve beni rahat ettirdi.

Ödül törenim, Ankara Sürmeli Otelde olacak ve 15 Ocak 2010’da yapılacak.

Bir çok meslekten, ödüle layık görülenlerinde hazır bulunacağı ödül töreninde, siyasetten, sanat dünyasına kadar oldukça tanınmış kişilerin hazır bulunacağı ödül töreninde, izlemeye gelecek olanların da bayağı kalabalık olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım.

İlk ödülümü aldığımda, bir çok kişi “devamı gelir İnşallah” demişlerdi ve duaları kabul oldu, ikinci ödülümü de alıyorum.

Siz okurlarımın da yaptığı bu takdir beni oldukça mutlu etti. Yeri geldi çok acımasız eleştiriler aldım, yeri geldi çok takdir aldım, ama şunu bilin ki acımasız eleştiri gönderen okurlarım bile beni mutlu etti, yazılarımı takip ettikleri için.

Kısacası her eleştirinizle beni azme getirdiniz ve ödüle ulaştırdınız.

Teşekkür ediyorum! Hem de çok teşekkür ediyorum!

Hepinizi çok seviyorum!

Çarşamba

Cigdem cekirdegin öyküsü

Bir çekirdeğin öyküsü.

Geçen yazımda bahsetmiştim. Bir tür hurmaydı bu temr hindi.

Bugün annemle birlikte çukur pazarından Mercator’a doğru ilerlerken, henüz Dima’yı ve peşinden gelen Türk manavlarını yeni geçmişken, yerde bir çekirdek gördüm. “Aaa, bu da temr hindi çekirdeğine benziyormuş” dememle çekirdek üzerinde annemle birlikte yaptığımız kısa bir incelemeden sonra bunun kesinlikle bir temr hindi çekirdeği olduğuna karar verdik. Anlaşılan birileri temr hindi yemiş ve çekirdeğini de yere atmıştı. Kimin yediği bizi çok ilgilendirmiyordu. Bu kez yere bir şeyler atılmış olmasıyla da pek ilgilenmedik. Zaten toru topu nohut büyüklüğünde bir çekirdek. Bizi ilgilendiren kısmı bu çekirdeğin buraya nasıl geldiğiydi. Demek ki civardaki dükkânların birinde bu yemişten satılıyordu. Annem “gel” dedi, şu Türk manavlarının yanında böyle acayip şeyler satan bir dükkân var, kesin oradan alınmıştır”. 

Neyse tekrar döndük ve bir kaç adım ilerledikten sonra kendimizi ilk defa, o önünden dang aaşam (=sabah akşam) geçtiğimiz, dükkânın içinde bulduk. Dükkânın adı Abia Store. “Gerçi böyle kutulu ürünler şu sol tarafta olmalı ama, hadi biz sağdan başlayalım” dedik. Bir taraftan biz bakınırken ve ben gördüğüm paketlerin üzerindeki acayip yazıları yüksek sesle okuyup annemle konuşurken diğer taraftan dükkânın en dip köşesinden kasanın başından bize laf atan hanıma sormayı tercih ettim. Ben sinek avlayan dükkân sahibesine doğru ilerleyip sebeb-i ziyaretimizi anlatırken aynı anda annemin “buldum” nidasıyla geri dönmem de bir oldu. Bu arada bu hanımın Hollandalı olduğunu fark ettim. Kendisi de beni tasdik etti. Böyle ürünler satan bir dükkân açmak da nereden aklına gelmişti? Bana, yine kasanın yanında duran 7-8 yaşlarında bir çocuğu işaret etti. Bu esmer çocuk bu hanımın oğluydu. Çocuğun babası Nijeryalıymış. Bu ürünleri satan dükkân fikri bundan kaynaklanıyormuş. O kadar çok yorgunduk ki, daha fazla sohbet edemedik. Hatta hazır dükkâna girmişken aslında biraz gezmeliydi. Fakat biz temr hindi’yi bulmuş olmanın aşkına başka hiçbir şeye bakmadan alacağımızı aldık ve çıktık.

Annem, benim küçük bir çekirdeği nasıl görür görmez fark edip tanıdığımı, bundan dolayı da geri dönüp dükkâna girdiğimizi ve peşinden yaptığımız alış verişin arasındaki bağlantıyı anlatıp ‘rızık işte böyle bir şey’ dedi. Bundan sonra yerde gördüğümüz bütün çekirdekleri inceleyip her gördüğümüz çekirdeğin meyvesinden almaktan bahsetti annem. Kendisine bir şeyler alınmış küçük çocuklar misali gülerek ve konuşarak geldik evimize.

İşte bir çekirdeğin yaptırdığı alış veriş buydu. Sadece bu kadar değil tabii. Sabahleyin kalktığımda acaba bu kez ne yazsam da yayınlasam diye düşünüyordum. Hatta sabah 10.00 sularıydı, yolda giderken anneme de sormuştum. Hiç yazım yoktu, aslında olan yazılar da vardı, fakat onların da yemeği yoktu. Hay Allah bu sefer ne yayınlasaydım? İşte ben aklımdan geçenleri anneme anlatırken annem de öylesine dinleyip hafif bir gülümserken, bundan tam iki buçuk saat sonra yapacağım alış verişten ve akşam yazacağım bu yazıdan hiç haberim yoktu.

Ben bu yemişi geçtiğimiz Pazartesi günü ilk tattığımda Zeki hocamın “Temr Hindi diyorlar” sözünden yola çıkarak başından beri Temr Hindi yazdım. Hatta o gün hocama ‘Hindistan’dan mı gelmiş’ diye sormuştum da onlar da kutusunu göstermişti. Epey incelemiştik kutuyu, Made in Tailand yazıyordu. Fakat kutunun üzerinde etimolojik karşılığını içinde barındıran Tamarindi kelimesi bulunduğu için köken belliydi, Hindistan. Bizim kutumuzun üzerinde de aynısı yazıyor. Hatta kutumuz onlarınkinin aynısı. Yine de acaba doğru mu yazmıştım? Şimdi aklıma geldi… Hemen ağların arasına attım kendimi. Evet doğruymuş. Temr-i Hindi. Yani Hindistan Hurması. Hatta Osmanlı döneminde bu yemişten yapılan şerbete Temr Hindi’den dönüştürülmüş bir kelime olan Demir Hindi şerbeti diyorlarmış. Bunun yanı sıra Osmanlı döneminde yapılan helvalar arasında Temur Hindi sabuni adında yine bu meyveden yapılan bir helvadan da bahsediliyor. Yani uzun lafın kısası bu ağaç Türkiye’de yetişmekte.

Wikipedia’da yazdığına göre köken Doğu-Afrika. Hindistan’a gelmesiyle birlikte tüm tropik bölgelerde yetişmeye devam eden ağaç, 25 metre yüksekliğinde ve ilk meyvesini 14 yaşında vermeye başlıyor. Yapraklarından, çiçeğinden, meyvesinden ve kabuğundan başta sağlık alanında olmak üzere, mutfakta ve diğer her dalda faydalanılan ağacın gövdesi de mobilya yapımında kullanılıyor. Meyvesi Hollanda’da toko olarak adlandırılan dükkânlarda ve hatta büyük marketlerde de bulunabilmekte.

Hayatta hiçbir şey sebepsiz değil. Her şey bir denge içerisinde. Bıraktığımız ve tuttuğumuz her bir yol bizi bir başka tecrübeye, bir başka araştırmaya, bir başka serüvene sürüklüyor. Tıpkı geçtiğimiz Pazartesi günü Zeki hocamlara gitmemiz ve orada yediğimiz yemiş ve devamında sokakta bulduğumuz bir çekirdek ve sonrasında tuşladığım bu Temr Hindi yazısı gibi her şey tasavvur bile edemeyeceğimiz ince bir şekilde birbiriyle bağlı.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails
 
 
 
 
Copyright © Haber Keyfim