Güzel Yazılar-Duygusal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güzel Yazılar-Duygusal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı

FETHULLAH GÜLEN CÜNEYT ÖZDEMİR RÖPORTAJI YORUMLARI VİDEOLARI GÖRÜNTÜLERİ

http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTWvss3i9UboFbWItOtblrC_sp2RwX5WC9AAxwifXeS02PCvWU&t=1&usg=__GG1ds6HFHMutwKJc4lIKT-KYAoU=
FETHULLAH GÜLEN CÜNEYT ÖZDEMİR ... ile ilgili haberler
FETHULLAH GÜLEN CÜNEYT ÖZDEMİR RÖPORTAJI YORUMLARI VİDEOLARI GÖRÜNTÜLERİ
# Gülen Ne Zaman Dönecek‎ - 1 saat önce
İşte Özdemir'in Fethullah Gülen röportajı... Çekim yapılmasına izin verilmeyen toplantıda ilginç konular konuşuldu. Cüneyt Özdemir ilk kez Pensilvanyadan ...
Haber50.com - 3 ilgili makale
#

Perşembe

BASAK DURSUN'UN EN SON YAZISI HAKSIZLIKLARA HİÇ AMA HİÇ TAHAMMULUM YOK

 

Haksızlıklara hiç tahammülüm yoktur ve bunu beni yakın tanıyanlar çok iyi bilirler. Karşımdaki kişi kim olursa olsun, yaptığı haksızlığı ona fark ettirene kadarda uğraşırım.
İkili ilişkilerde de bu böyle oluyor.
Kadın ve erkek dönüşümlü olarak birbirlerine haksızlık yapmaya alışıyorlar zamanla! Nedir bu ilişkilerdeki trajedi merakı anlayamadım.
Eğer karşımızdakinin sevgisinden emin değilsek ya da duyguları kapalı birisiyse dikkatini çekmek için sonuçta bizi sıkıntıya, ilişkiyi tehlikeye sokacak olaylar peşine düşüveririz dikkat çekmek için. Diyelim ki, sevgilimizin hala eski sevgilisini unutamadığı düşüncesine bir kapılmaya görelim! Öyle şeyler yaparız ki, karşımızdaki bir süre sonra hakikatten eski sevgiliyi özlemeye başlar ve bu sefer ilişkiyi yutacak başka bir canavar yarattığımızı üzülerek farkına varırız. Bu kadın içinde, erkek içinde geçerlidir.
Genelde kadınlar bu hatayı daha çok yaparlar. Eski sevgilinin etkisinde olup olmadığını kontrol etmek için, ortaya eski sevgiliyle ilgili bir zarf atıveririz. Gariban da sadece yorum yapmak için konuşmaya başlayınca kıyametler de kopmaya başlar. Hata bir!
Eski sevgiliden tiksindirme çabaları da vardır! “Bak onun için bunlar söyleniyor! İyi kurtulmuşsun” derken, seninle olan birlikteliğinin, bir huzur ve özgürlük ortamı olduğunu benimsetmeye çabalarken, onu bunaltacak bir kıskaç oluşturulduğu sonradan fark edilir.
Bunu erkekler de yaparlar zaman zaman.
Nedir bu eski sevgili kompleksi anlayamadım.
Eğer onu bırakıp seninle birlikteyse, daha neyin soruşturmasını yaparsın ki? Bazen işi öyle bir hale getiririz ki, tek kaş kalkarak soruşturmayı devam ettirirken değme dedektiflere taş çıkartacak çalışmalar bile yaparız!
Erkekleri bir konuda daha eleştiriyorum!
İlişki başladıktan kısa bir süre sonra başlar yasaklar gelmeye..”onunla görüşme! Oraya gitme! Şu ortam iyi değil uzak dur” ..Eee? Karşındaki aptal kutusu sanırım, ya da seninle çıkana kadar, hayatı ve insanları görmemiş tanımamış biri her halde? Bu yasakları ona getirirken aslında karşındakini çaktırmadan aşağıladığını farkında mısın?
Eğer insan tanımayacak kadar beceriksiz biriyse, belki sen de yanlışsın!
Hatta evlendikten sonra anne ve kardeşlerden bile kıskanılır. Görüşme yasakları filan!
Bence bu yasakların baş senaristi olan sizler, kendi yetersizliklerinizi bu şekilde kamufle ediyor olmayasınız?
İşte bütün bunların hepsi haksızlıktır! Ve ben bu tür haksızlıkları da sevmiyorum!
Bir sonraki yazı da görüşmek üzere…

Çarşamba

BASAK DURSUN'DAN : BIR KADINI KADIN YAPAN NEDIR ETKENLER NELERDIR?


Sevgili okurlar, bu yazımda çoğu erkekler bana gücenecek ama ilişkilerdeki yaş farkına değinmek istiyorum.

Ülkemizde genelde erkeklerin kendinden yaşça küçük kadınla evlenmeleri alışıla gelmiş bir olay. Son yıllarda ise özellikle bayan sanatçılarımızın kendinden yaşça küçük erkeklerle bir araya gelmeleri konuşulur oldu.

Bunu bir psikolog arkadaşıma danıştım ve mantığıma yatan sebepleri sizlere tek tek sıralıyorum.

Kadın genç ve güzel, etrafı erkek kaynıyor. Ama, kendisini sessizce takip eden bir çift yaşlı gözden habersizdir. O gözler bu kadının bir açığını beklemektedir. Eğer bu açık onun telafi edeceği bir açıksa, yavaş yavaş yuvasından çıkan bir yılan gibi sessizce çıkar ve elindeki imkanları kadına sunar! Ama karşılığında onun olacaktır! Yani herif açıkça diyor ki “seni satın alacağım”. Aptal ve hafif meşrep bir kadınsa çukura düşüverir. Akıllı bir kadınsa üç seçenek çıkar karşısına!

1- Kabul eder ve bu adamın gücünü etrafa kullanırken, o da yaşına uygun gizli sevgili peşine düşer.

2- “Sen de kimsin kendini Allah mı sandın” der ve resti çeker.

3- Birlikteliğe girer ve kaderde varsa adam ölene kadar, katlanır bu esnada çevresini kurar ve söz sahibi olur.

Son aşama ise bazı kadınlarda olur adam öldükten sonra ortaya çıkar ve evli olduğu dönem içerisinde, aç kaldığı bedensel ve ruhsal duygularını yeniden beslemek için genç sevgililere koşar ve sonra alışkanlık haline gelir.

İşte beyler! Maalesef içinizdeki yaşı büyük ve güçlü olup “ oda benim olmalı” diyen egolu kişilerin bencilliğinin sonucuymuş bu!

Ben demiyorum psikolog arkadaşım söylüyor Vallahi!

Ne derler “kadını anne yapan da, o… yapan da erkektir”

Yiyeceğim lafları şimdiden tahmin ediyorum.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Pazar

Basak Dursun'dan: Dizilerimiz ve Aklima Takilanlar


Şu bizim diziler son zamanlarda pek aklıma takılmaya başladılar.

Diziyi uzatabilmek için ve daha çok izlenebilsin diye akıl almaz yöntemler kullanılmaya başlandı.

İki yıl önce Yanık Koza diye bir dizi vardı. Evin büyük oğlunu Yavuz Bingöl canlandırıyordu. Dizinin ilerleyen bölümlerinde artık kıkır kıkır gülmeye başlamıştım.Adam her bölümde karısı ve annesinin yeni bir yalanıyla karşılaşıyordu.Çocuğunu kendisine ait olmadığının şokunu yaşarken, bu sefer kısır olduğunu öğreniyor ardından da çocuğun babası erkek kardeşi çıkıyordu.

İşte benim gülmelerim bundan sonra başlamıştı. Aklıma türlü türlü skandallar geliyordu. Adam karısının eskiden erkek olduğunu öğrenmesinden tutun da, annesinin eskiden fahişe olduğunu öğrenmesine kadar gidermiş. Hele finalinde erkek kardeşinin annesinin başkasından peydahladığına kadar çıkarmış olaylar.

Bir de Yaprak Dökümü takılıyor ağıma.

Dizinin hatunları aşk trafiği açısından pek yoğunlar maşallah! Hepsinin altından da Oğuz çıkıyor.

Artık bence işler ilerleyip, hayriye Hanım a kadar ilişki trafiği çıkacak diye korkmuyor değilim.Hatta dizininn finalinde Ferhunde, Ali rıza Bey le yakalanıyor, Oğuz da Cevriye hanım a tek taş yüzüğü takıveriyor. Bunu duyan Şevket intihar ediyor! Cevriye Hanım a aşık olduğu için.

Ya Aşk-ı Memnu?

Behlül ve Bihter baş rolde! Birisi ölürse dizi biter zaten. Ama daha fazla heyecan a ne dersiniz? İşte size sunuyorum: Bihter annesini Behlül’le yakalayacak ve intihar edecek. Adnan bey mi? Adam olayların ortasında kaşar oldu zaten! Behlül le Bihter in yatmasını konu mu edecek bu kadar olay dönerken. Bu yüzden Bihter in intihar etmesi için, annesini Behlül le basması daha gerçekçi olur zaten!

Ay ben de neler yazıyorum böyle? Kusura bakmayın dizilere kaptırdım kendimi!

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Perşembe

HAYIR DEMENIN YONTEMLERI 7 YOLU ALTERNATIFLERI


Bazen ”hayır” demek, güçlü kişiliğiniz olduğunu göstermenin ve kendinizi sömürülmekten korumanın en güzel yolu. Peki bu kelimeyi insanları kırmadan söylemenin yolunu keşfedemezmiyiz ? Elbette mümkün !… İşte bunu başarmanın yolları;

Bulunduğunuz ortamda Nefes alma ve rahatlama alışkanlıkları kazanmak için egzersiz yapmak, ”hayır” demeniz durumunda geriliminizi kolaylıkla kontrol altına almanızı sağlar.

Aynı şekilde karşılık vermekten kaçınmamak, bu kelimeyi kullanmak sizi hiç te uyumsuz ya da korkak yapmaz.” Bu gün kibar değilsiniz” sözü karşısında ” evet, bu gün kibar değilim” diyerek karşılık vermenizde sakınca yok…

İş veya yemek teklifi gibi değişik bir durumla karşılaşma halinde karşınızdakini reddetmeden önce düşünmek için vakit istemeniz faydalı olabilir.

Agresif ve sert bir tavırla ”hayır” demek yerine kendinizden emin bir şekilde ”üzgünüm fakat mümkün değil” gibi bir ifede kullanmanız karşıdaki kişinin sizi daha kolay anlamasına yardımcı olur.

Hayır demenize rağmen karşıdaki size ısrar ediyorsa, o zaman görüşlerininizi farklı bir şekilde dile getirin.Ancak; yeni gerekceler sunarak konuşmaya devam etmeyin ki karşınızdaki kişi sizin kararlığınızdan emin olsun.

Yakın bir arkadaşınız sizi tenis maçına davet ediyor ama siz o gün vaktinizi evde geçirmek istiyorsunsuz. Ne yapmak istediğinizi ona açıkca söyleyin. Böylelikle karşınızdaki sizinle ilgili olumsuz düşünmeyecek ve yanlış anlaşılma kaygınızda kolayca ortadan kalkacaktır.

Arkadaşınızla alışverişe çıkmak istemiyormusunuz ? O zaman ona dönüşte kendisiyle kahve- çay içebileceğinizi aldıklarına bakmanızın hoşuna gideceğini söyleyin. Bu durumda kendinizi rahat hissedecek ve aynı zamanda onu da mutlu etmiş olacaksınız.


Etiketler : Hayır demeden alternetif sunma, Hayır demede kararlı olmak, Hayır demenin yöntemleri, hayır demenin yötemleri, Karşınızdakine gerçeği bildirme

Pazartesi

BASAK DURSUN'DAN AYRILIKLARA LUTFEN!!!


Aslında aylardır gündeminize getirmek istiyordum. Neyi mi ?
Alevilik ve sunnilik, süryanilik Ya da ülkemizde dinsel hangi ayırım varsa, bunların gerçekten ayırım olması mı gerekir ?
İki sene kadar önce rahmetli ablamın mezarını ziyaret ederken, mezar bekçisi, konu nereden çıktı bilemiyorum ama alevilik olayına geldi ve ‘ aleviler küçük abdestini yaptıkdan sonra ellerini yıkamaz, gusül abdestini pek bilmezler. ‘ deyince, ben de lafa karışıp ‘ çocukluktan beri alevi tanıdıklarımız vardır. Onların hiç birinde bu anlattıklarınızı göremedim, ayrıca pisliğe bizden daha fazla karşılar. ‘ dedim.
Merakımı yenemedim, bir alevi tanıdığımın evine gidip duyduklarımı anlattım. Kadıncağız çıldırır gibi oldu ve sulu gözlerle ‘ Başak cığım, televizyonlarda, gazetelerde evlatlarına tecavüze yeltenen babaları okuyoruz, hangisi alevi bunların ? Ayrıca, biz aleviler Hz. Ali cami de katledildiği için yemin ettik, kıyamete kadar cami de ibadet yapmamaya karar verdik, bu yüzden de kendi ibadethanemiz olan cem evlerini açtık. Netice de Hz. Ali peygamber (S.A.V.) efendimizin damadı değilmiy di ? Biz hala ve kıyamete kadar Hz. Muhammed i peygamberimiz olarak kabul ettik. ‘
Evet sevgili okurlar bende sorguluyorum.
Netice de Adem ve Havva dan gelmedik mi ?
Netice de insan oğlu değilmiyiz ?
Netice de çırıl çıplak doğup, çırıl çıplak ölmüyor muyuz ?
O halde, dünyaya gelirken ve giderken neden ayrımımız olmuyorda sonrasında sistem kurbanı ediyoruz kendimizi?
Allah, Kutsal Kitap ımızda demiyor mu ? ‘ Size akıl verdim, düşünün diye. Düşünün! ‘
Evet sevgili okurlar düşünelim ? Ve düşündüğümüz zaman aslında hiç birimizin birbirimizden farkı olmadığını göreceksiniz.
Asılnda aylardır kargaşa yaratır korkusuyla gündeminize getirmeye korktuğum bu konu, toplum içerisinde herkesin bildiği, görmek istemediği, ama ülkemizi bölmek isteyen dış güçlerin oyuncağı olmak üzere olan açıklarımızdan biridir maalesef.
Lütfen birlik ve beraberliği bırakmıyalım.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

BASAK DURSUN'DAN ICIMIZDEKI SINSI DUSMANIMIZ "KOMPLEKS"


Sevgili okurlar bu sefer gene toplumuzun arasında sinsice tur atan bir çekişme
ile karşınızdayım. Maalesef bu sefer de konu ikili ilişkiler üzerine dönecek.
KOMPLEKS!
Hepimizin içinde bazı konularda gizlice var olan, varlığından haberdar olduğumuz için hep saklamaya çalıştığımız, ama karşımıza bizi rekabete sürükleyecek şartlar çıktığında karşımızdakini bastırmak için, onda olan, bizde olmayan gıpta ettiğimiz, etmemize rağmen direk eleştiri noktasına getirdiğimiz ve yok etmeye çalıştığımız özellik ya da özelliklerini bize taklit ettirecek noktaya kadar getirebilir bu duygu!
Kompleks aslında, hemen her ilişkide karşımıza çıkar. İllaki aşk olması şart değil. Ama ben aşktaki komplekslere değinmek istiyorum.
Güzel giden bir ilişkide her zaman araya girmek ve o ilişkinin kırıntılarından faydalanmak isteyen kişilere bir dikkat edin! Genelde geçmişinde bu tarz ilişkiden aldığı yaralardan dolayı ve mükemmel bir ilişki yaşamadığı için, yakın hem cinslerine dertleşme bahanesiyle yaklaşıp, dost ayakları ile karşı cinsi tanır ve içinde sinsice büyüttüğü “bunu ben elde etmeliyim” dürtüsünü saklarken, planlarını başlatmıştır bile!
Yöntem çok kolay noktalar var tabi.Güvendiğiniz için evine giderseniz, cep telefonunu lavaboya gideceğinizi zaman onun yanında tereddüt etmeden bıraktığınız zaman, o telefona gizlice sarılacak.Sevgilinizin tel ini alacak ve yanlışlıkla arama bahanesiyle görüşüp sonra da tesadüfen sizi tanıdığı ortaya çıkacak ve “aslında ben onu biliyorum” ayaklarıyla sevdiğinizi sizden uzaklaştırmak isteyecek ve ilişkinizde anlattığınız güzel olaylardan hangisine gıpta ettiyse onu yaşamak isteyecek ve sevgilinizin de kültür ve eğitimine rağmen beli çözük olacak şekilde ahlak seviyesi yerlerde tur atıyorsa bu kaçamak oyuna “evet” diyecek.
Sonra mı, o güvendiğiniz arkadaşınızın yanında sevdiğinizden ne zaman bahsetseniz, bozulacak asık suratla dinlemek bile isteme3yecek ve siz de bu tepkilere yanıtsız kalacaksınız.
İşte sevgili okurlar… Bir ilişkiyi tehlikeye atabilecek en net konulardan biri olan kompleks sizi, hiç beklemediğiniz bir yerden de vurmuş olacak böylece.
O yüzden en yakın arkadaşınızın yanındayken bile lütfen telefonlarınızı ona emanet etmeyin!
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Salı

BASAK DURSUN'DAN: DISI SEYTANLARIN MELEGE DONUSUMU



Sevgili okurlar şu bazı fanatiklerin içinde olan özellikle dini fanatiklerin, toplumsal yaklaşımları zaman zaman hoşuma gitmiyor değil yani. Ben türban ve din karşıtı bir insan asla değilim ve olanları da ırkçı kabul ederim. Zira benim de imam Hatip mezunu çok samimi arkadaşlarım vardır. Geçenlerde Ankara’da Hacı Bayram Camii nin yerindeki kitapçıları gezerken başıma gelen olayda o İmam Hatip mezunu arkadaşlar bile bana hak verdiler.
Kitapları incelerken, dükkan içindeki bir gençten çirkin ama çok çirkin laf geldi bana.

Afalladım ve “sen nasıl bu kadar terbiyesiz olabiliyorsun?” dedim öfkeyle. O da bana gülerek “senin benim nefsimi ayağa kaldırmaya hakkın yok!” demesin mi?.” Baktım üzerime soğuktan lahana gibi kat kat giyinmişim bir de nefsini harekete geçirecek hiçbir olay yok gördüğüm kadarıyla da hemen” senin nefsinden ben mi mesulum? Sen mesulsun” diyince oğlan sustu kaldı. Kalmalı da kendini biliyorsa!
Evet konu bu! Nedir bu erkeklerin elinden çektiğimiz ya! Sözüm meclisten dışarı diyerek, bunların içindeki bazıları var ki en akla gelmedik şeylerde tahrik oluyorlar ve sonra bizi tahrik edici dişi şeytan olarak görüyor olduklarını fark ettiğimi belirteyim.
Ve her kültür kesiminin erkeklerinin içinde rastlamanız mümkündür.
Kabul ediyorum ki, bazı kadınlarımız da teşhirciliği hastalık boyutunda taşır ve huy edinirler.
Ama biraz mantık ya! Kurunun yanında yaşta yanmasın artık bıktık!
Lahana gibi kat kat giyinip gitmişim de neremi gördün de nefsin kalktı senin terbiyesiz!
Beyler, yani kendini bilen beylere sesleniyorum buradan! İçinize bu tiplemeler düşer mutlaka dost babına, eğitmek te size düşer ve bunun için ricada bulunuyorum. Çünkü kişinin sosyalitesi çevresiyle gelişir. Ve ben de bu yazımı okuyan bütün kendini bilen beylere çabaları için şimdiden yürekten teşekkür ediyorum.
Eğer siz bu fedakarlığı sağlarsanız, karşınızdaki dişi şeytanlar, artık meleğe dönüşüverirler. Dönüşmeyenlerse, “su testisi su yolunda zaten kırılır” deyip yollarını açık etmek lazım . Çünkü nasıl olsa belalarını bulacaklar.

BASAK DURSUN ODULUNU SONUNDA ODULUNU ALDI TOREN ANI





Sevgili okurlar …. O müthiş gün geldi çattı ve ben 15 01 2010 da ödülümü aldım. Çok hareketli başladım güne, annem benden telaşlıydı, törene gelmesi için bir çok arkadaşını aradı. Sabahtan fırladım ve Bahçelievler’deki kuaförüme attım kendimi. Bakımdı şuydu buydu derken taksicim geldi ve beni törene yetiştirdi. Annemler hala gelmemişti. Tören sahipleri organizasyonda sorun çıkmaması için harıl harıl çalışıyorlardı. Sürmeli Oteli ilk o gün gördüm ve dışardan, binaların arasında olduğu için kalitesini az fark etmenize rağmen içeri girince çok net görüyorsunuz. Kapıda zaten tören sahipleri karşıladı bizi, arkamdan annemler geldi ve tören katına indik. Siyasetin en lerinden tutunda bir çok meslek alanında ödüle layık görülen kişilerin hepsinin arasında olmak çok guru vericiydi inanın. Bu ikinci ödülümdü. Toplam 85 kişi ödül aldı. Ödülleri genelde Sayın Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu ve TP Genel Başkanı Abdüllatif Şener dağıttı. Tabi onlar da kendi alanlarında ödüle layık görüldüler. Günün en renkli siması “yılın sanatçısı” ödülünü alan Levent Kırca’ ydı. Kırca ödülü almak için sahneye çıktığında bir alkış tufanı koptu. İlk ödülümün olayları internette haber olmasından dolayı, ben ödülümü almak için, adım okunup sahneye çıkınca beni tanıyanların ”inşallah bu sefer de ödül aldı diye kovulmaz” diye mırıldananları duydum. O da günün kara mizahı oldu zaten. Ama hepiniz emin olun, ödül aldım diye beni ne Onur, ne de Murat Polat kovdu. Aksine sevinerek devamını dilediler. Ödülümü aldım ve hızla beni görmek için arka sıralarda arkadaşlarıyla ayağa kalkan annemin heyecanlı bakışlarına, ödülümü göstererek “anne sana bir hediye daha aldım” dedim. Gözleri doluydu zaten, kendisini tutup, beni öperek tebrik etti. Sonrasında, çıkışta bir sürü resim çektirmek isteyenlerle 1 saate yakın oyalandım. Ve elimde ödülle, beni almaya gelen taksiye binerek eve dönüş yaptım. İşte sevgili okurlar bir ödül de böyle geldi ve sayenizde. Çünkü benimle resim çektirenlerin arasında okurlarımın da olduğunu öğrendim ve mutlu oldum. Hepinize tekrar tekrar yürekten teşekkürler.

KESKELERE IHTIYACIMIZ OLMASA KESKE!




Keşke !
keşke yaşamı farketmek için ölüme ihtiyacımız olmasaydı.
keşke nefret olmaksızın sevgi varolabilseydi.
keşke dünya tersine dönseydi.
keşke tanrı bizleri yaratırken bu kadar bencil davranmasaydı.
keşke birbirimizi daha iyi anlayabilseydik.
keşke ailem bir arada olsaydı.
keşke ışınlanabilseydik.
keşke parayı hiç bulmasaydık.
keşke siyaset hiç olmasaydı.
keşke hayaller bu kadar küçümsenmeseydim
keşke çabalar boşa gitmeseydi.
keşke ülke, vize ve sınır gibi kavramlar olmasaydı.
keşke zaman içinde yolculuk edebilseydik.
keşke her şeyi bilebilseydim.
keşke hayır diyebilseydim.
keşke uçabilseydim.
keşke kendimizi kandırmasaydık.
keşke adem elmayı sevmeseydi.
keşke bu kadar çok içki içmeseydim.
keşke uyku olmasaydı.
keşke bu kadar çok düşünmeseydim.
keşke insan olmak bu kadar zor olmasaydı.
keşke allah mutlu etmek istediği kulunun önce eşşeğini kaybettirmek gibi bir yola başvuruyor olmasaydı.

SENAY AKAY'DAN INDIRIM ZAMANI ALISVERIS SANATI



İndirim zamanı alışveriş sanatı

Malum zaman indirim zamanı… Durum böyle olunca biz kadınlar için alışveriş çok daha cazip bir duruma geliyor. Bu dönemde akıllıca alışveriş yapmakta zorlaşıyor. Biz kadınlar, ucuz bulduğumuz her şeye sahip olmak istiyoruz ve bütçemize ciddi zararlar veriyoruz. Halbuki planlı programlı bir alışveriş bu dönemde çok daha karlı sonuçlar elde etmemizi sağlayabilir.


İlk önce yapmamız gereken, ihtiyacımız olan ve olması olası olan ürünleri belirleyip bir liste çıkartmak. Sezonda gözümüze kestirdiğimiz parçaları gözden geçirmeliyiz ve bunları da listemize eklemeliyiz. Ayrıca eksiklerinizi çıkarırken mutlaka “ basic” parçaları da unutmayalım; çünkü baştan aşağıya sezona uygun “ fashion” giyinmek yapacağımız en büyük hata olacaktır. Onun yerine basic parçalara ağırlık verip sadece bir trend parça giymek çok daha doğru olacaktır.
İndirim günleri kabinler çok kalabalık olduğundan, sevdiğiniz mağazalara indirim öncesinde giderek ve beğendiğiniz parçaları deneyerek bedeninizi öğrenebilirsiniz. Ama bunu da not etmeyi sakın unutmayın. Böylece indirime girdiğinde direkt kasaya gidebilirsiniz.
Bütçenizi önceden belirlemek de işinizi kolaylaştıracaktır. Böylece ay sonu kredi kartı ekstreniz geldiğinde pişmanlık duymamış olursunuz.


Tarzınızın dışında çok iddialı parçalar yerine, klasik, zamansız parçalara yönelmenizi tavsiye ederim. İndirimler kimi zaman yeni tarzları denemek için uygun dönemler olarak görünse de; bu yaklaşım daha sonra sizi mutsuz edebilir. Zamanla gardırobunuzu hiç giymediğiniz bir sürü kıyafetle dolmuş olarak bulabilirsiniz. Onun yerine giyim tarzınıza uygun ve klasik parçaları seçmeye çalışın. Mesela beyaz gömlek, siyah pantolon - ceket takımlar, basic t-shirtler, kemerler, ayakkabılar, çantalar ve en önemlisi şu an ihtiyaç duymasanız da sizi ani bir programda kurtaracak şık ve sade siyah bir elbise…



Bir diğer önemli ve atlanmaması gereken nokta ise alışverişe çıkarken rahat giyinmeniz. Hafif kıyafetler ve rahat bir ayakkabı gününüzün çok daha konforlu geçmesini sağlayacaktır. Bir diğer atlanmaması gereken detay ise mümkünse alışverişe mağazalar açıldıktan hemen sonra erken saatlerde çıkmanız. Böylece indirim günleri kalabalığından kurtulup keyifle alışverişinizi tamamlayabilirsiniz.

Pazar

Basak Dursun'dan Hepinize cok tesekkur ederim



3 Ocak 2010
Sevgili okurlar geçtiğimiz Cuma günü çok güzel bir faks aldım.

Meclis Haber Dergisi ve Mebus haber .com.un yaptığı anketten “2009 yılının yazarı” olarak gene ben çıkmışım.

Her yıl geleneksel düzenlenen bu yarışmada, 2008 yılının “en”leri arasında görülmemek beni üzmüştü. Ama bu sene 2009 un “en”lerinden olmam beni çok mutlu etti.

Bana oy gönderen bütün herkese, bazı yazılarıma kızmalarına rağmen, ısrarla yazılarımı takip edenlere ve sizlere yürekten teşekkür ediyorum.

Aslında bu yıl başıma gelen bir çok sıkıntılı olaydan sonra, bu gelen ödül, resmen siz okurlardan bana “korkma seni bırakmayız” mesajını almamı sağladı ve beni rahat ettirdi.

Ödül törenim, Ankara Sürmeli Otelde olacak ve 15 Ocak 2010’da yapılacak.

Bir çok meslekten, ödüle layık görülenlerinde hazır bulunacağı ödül töreninde, siyasetten, sanat dünyasına kadar oldukça tanınmış kişilerin hazır bulunacağı ödül töreninde, izlemeye gelecek olanların da bayağı kalabalık olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım.

İlk ödülümü aldığımda, bir çok kişi “devamı gelir İnşallah” demişlerdi ve duaları kabul oldu, ikinci ödülümü de alıyorum.

Siz okurlarımın da yaptığı bu takdir beni oldukça mutlu etti. Yeri geldi çok acımasız eleştiriler aldım, yeri geldi çok takdir aldım, ama şunu bilin ki acımasız eleştiri gönderen okurlarım bile beni mutlu etti, yazılarımı takip ettikleri için.

Kısacası her eleştirinizle beni azme getirdiniz ve ödüle ulaştırdınız.

Teşekkür ediyorum! Hem de çok teşekkür ediyorum!

Hepinizi çok seviyorum!

Çarşamba

Yeni yil hosgeldin 2010 herkese mutluluk getir



Koca bir yılı ( 2009 ) geride bırakmaya tam tamına 2 gün kaldı. Kimi zaman hüzünlendim, kimi zaman da sevindim. 2009 yılına veda ederken hüzünlenmiyor değilim aslında. Bana iyisi ile kötü ile çok şeyler kattı. 2009 yılında ki 365 günlük serüvende yanlızlığımı yok edecek kocaman yürekli bir kız arkadaş ve dost verdi. Benim ayağımı yerden kesecek dünyanın en değerli, en pahalı ve en canlı arabasını ( yeşil vosvosumu ) hediye etti ve daha bir çok şey oldu. Ne diyeyim ki yaşadığım tüm olumlu olaylar 2009′da kalan olumsuzlukları yok etti. Umarım bu sene de mükemmel bir sene olur ki buna inanıyorum mükemmel bir sene ve hayat deneyimleri beni bulucak. Bakalım yeni senede belki de kazanç kapım daha da açılcak ve kurumsallaşma aşamasında yeni ortaklar edineceğim. Hiç belli olmaz Hayat Bir Şans, Herşey beklemediğin zamanda aniden karşına çıkıverir. Neyse hoşçakal 2009 , hoşgeldin 2010. Umarım bana aileme ve tüm dostlarıma sağlık ve mutluluk getirir.

Pazar

Keske gidenler hic olmasa

Her giden bir şeyler götürüyor ta içimizden. Eksiltmiyor; belki fazlalaştırıyor. Yine de gidenlerin boşluğu dolmuyor hiçbir zaman.

“Her gidenin yerine yenisi gelir” derler. Gelen olabilir mi gidenin yerine, unutturabilir mi, doldurabilir mi o boşluğu?

Yine özleriz, yine severiz. Belki telaşlarda fark etmeyiz ama yine yanında olmak isteriz; yanımızda olsun isteriz.

Her giden bir parça söküyor sanki içimizden. Bizden bir parçayı da yanında götürüyor sanki.

Gidenlerle eksilmiyoruz; aksine çoğalıyoruz. Bize bıraktıklarıyla avunuyor, yön buluyoruz. Biraz eksik, biraz fazla yaşıyoruz. Yaşamaya devam ediyoruz.

Bırakılan maneviyatta az değil hani… Daha güçlü oluyoruz, adımlarımız daha sağlam oluyor. Bazen taşa takılıp sendeliyoruz belki ama yolumuza nasıl devam edebileceğimizi öğreniyoruz.

İşte içimizdeki boşluklar gidenlerin bize bıraktığı güçle doluyor. Belki bir yanımız hep eksik kalıyor ama fazlalaştırıyor da bizi.

Bir gün biz de gideceğiz biz de eksiltip fazlalaştıracağız. Önemli olansa nasıl gittiğimiz ve giderken arkamızda ne bıraktığımız.

Bunları saymaya gerek yok… Sevdiklerimizin gözlerine bakmamız yeterli bunları görebilmek için. Ufacık bir pırıltı , bir damla göz yaşı bırakabildiysek gözlerde; iyi insan, iyi insandı diye söyletebiliyorsak arkamızdan ne mutlu bize.

Betül FIRAT

Salı

Ozlem Gurses Yeni Yil Kapida



İşte bir yıl daha bitti.
Önümüzdeki hafta, 2009’u devirip, 2010’a başlayacağız.
Bazı insanlar vardır, hedefleriyle yaşarlar.
Her yılsonu oturur, giden yılı gözden geçirir, hesaplaşır, gelen yıla hayaller ve planlarla başlarlar.
Hayranım onlara.
Hiç böyle yaşayamıyorum ben.

Aptalca belki ama hayatın içinde akıp gidenlerdenim. Benim de düşlerim, kendime göre umutlarım var ama olayları yöneten ben değilim. Olaylar başıma gelir çoğunlukla!
Böyle akıp giderken hayat, bir baktım 40 oluyorum!
Ne çabuk geçmiş zaman. Durdum, düşündüm bu yıl, 40 yaş için bir hayalim var mıydı acaba diye?
Hatırladım, evet vardı.

40 yaşında çok itibarlı ve güçlü, çok da havalı ve güzel bir işkadını olmayı düşünürdüm. Lisedeydim sanırım, hep kafamda bir kare:
Ayağımda çok şık topuklu ayakkabılar, dizde bir dar etek, üstüne şık bir ceket, incecik, elinde dosyalar bir arabanın kapısını açıyorum!
Ne komik! Hiç o kadın olmadım ben... Olmak için de hiç uğraşmadım!
Nereden girmişti kafama bu fotoğraf acaba?
O kadar benden, içimdeki kadından uzak bir hayal ki bu... Topuklu ayakkabım bile yok.

Geçen yaz İstanbul Bienali’nın sorusuydu hatırlarsanız:
“ İnsan neyle yaşar?”
Hiç sordunuz mu kendinize, nelerden vazgeçmezdiniz diye?
Vazgeçemeyecekleriniz, yaşamınızı oluşturuyor eninde sonunda.
İşte fırsat, yeni yıla 9 gün kala sorun, vereceğiniz yanıtlar sizi bile şaşırtabilir...

Her ne kadar, yılsonlarını dramatik hesaplaşmalarla geçirmesem de, başlayan her yeni yıl yine de heyecanlandırır beni.
Uzun yıllar sonra ilk defa, bu yılbaşı evde değilim!
Sevgili patronum Ali Saydam ve dostlarla birlikte Erol Evgin’e gideceğiz.

Aslında her yılbaşı evde ailemle ve sevdiklerimle geniş bir sofrada buluşmayı severim ben.
Fasıl yapar, şarkılar söyleriz.
Misafir ağırlamaya da bayılırım, hiç oturmam, servisi de yemeği de bizzat yapmak isterim.
Bir de çam ağacı süsleriz oğlumla, altına da küçük hediyeler koyarız, sevdiklerimiz için.

Bunca yoksulluk varken, ne yemeği, ne ağacı, ne hediyesi dediğinizi duyar gibiyim.
Haklısınız. Ama her başlangıç, umutlarla dolu değil mi?
Ve umut bulaşıcı, paylaştıkça artıyor...

Bu arada “ çam ağacı gavur adeti” diyenler çok şaşacak bu yıl!
Dünyaca ünlü araştırmacımız Profesör Muazzez Ilmiye Çığ, Orta Asya’da Türklerin “Hayat Ağacı” adıyla ağaçlarını süslediklerini, çam ağacı geleneğinin de Orta Asya’dan Batıya geçtiğini anlattı!

Ne olacak şimdi?
Bir çam ağacının süsüyle bile kavga edenler için “ yorgan gitti”, bakalım kavga bitecek mi?

Neyse ne?
İster doğudan ister batıdan gelsin, 2010 hepimiz için sağlık, mutluluk ve bereket getirsin.

Pazartesi

Gel de birsey deme

basak-dursunsSevgili okurlar, bu sefer canımı ciddi bir şekilde sıkan bir konuya değinmek istiyorum.
Aslında kuaförde yanıma oturan bir bayanın yakınmasıyla konuyu inceledim ve hak verdim.
Kadının yuvası yıkılmak üzere! Sebep
İnternet!
İnterneti baştan aşağı giydirdi. Kocası internetten bir sevgili bulmuş ve eve bile uğramaz olmuş.
Şimdi konuyu birkaç şekilde ele aldım. Adamın, içinde zaten varmış, internet bahane olmuş.
İnternet çıkana kadar neler yaptı da ruhun duymadı!
Gördüğüm kadarıyla felaket derecede pimpirik bir hatun ve adam bunalıyordu, internet bahanesiyle beli çözülüverdi.
Biz mi kaçırtıyoruz? Yoksa onlar mı doymaz oldu anlayamadım.
Eğer bir erkek sana “hiçbir şey hissetmiyorum sana” derse açık yüreklilikle, bittiğini anlar ve sevsen bile “eyvallah” demek zorundasın. Aynı şey erkekler için de geçerlidir. Ama kadın bu lafı ederse sonuçları ekranlarda, flaş haberlerde görüyoruz.
Demeye korkanlar da internette arkadaş bulmaya kalkıyorlar.
Kadın da, erkekte!…
Karşımdaki erkek, eğer ruhsal olarak sağlıklı biriyse internet korkulacak bir iletişim olamaz.
Ama her türlü dediğini yapmana rağmen(yatak dahil), gene internetteki o açık-saçık siteler koşuyor veya arkadaş edinmeye kalkıyorsa, onunla birlikteyken delirmediğini 6 ayda bir kontrol ettirmen gerekiyor.
Az önceki lafıma da değinmek istiyorum.
İlişkiyi genelde erkekler bitirir. Kadın bitirmeye kalkınca, çoğunlukla ya dayak yer ya da erkek ne yapıp edip barışır ve bir süre sonra kendi terk ediverir. Çünkü terk edilmemiş, olmak için.
O yüzden ter ettiğimiz erkeklerin barış çığlıklarını pek dikkate almayalım.
Ne dersiniz?

Pazar

Mecbur olmak...

gene-benMecbur olmak nedir sizce.
Geçmişteki yaşamınıza bir bakın ve nelere mecbur olduğunuzu düşünün.
Bazı ortalıkta gezen haydut kılıklı insanlar senin yetenek ve özelliklerini kendi menfaatlerine kullanmak isterler. Peki siz bunu kabul eder misiniz?
Size hayrı yoksa neden edesiniz ki?
Genelde eski Türk filmlerinde görüyoruz ki, kadınlar kötü yola düştükten sonra “bu benim kaderimmiş” diye ağlarlar.
Buna istinaden geçmişte okuduğum bir haber dikkatimi çekmişti.
Bir emniyet müdürünün kızı erkek arkadaşı tarafından, Maraş ta bir geneleve satılmıştı. Ama kız oraya oğlanın ailesi ile tanışacağım diye gitmişti. Sonra da olaylar olmuştu. Genelev sahibi kadın, kızı karşısına alıp konuşurken “bu senin kaderin” demiş, kız buna itiraz edip ”bana yardım edin. Babam emniyet müdürü, beni kurtarırsanız, babam da size yardım eder” demiş ve kurtulmuştu.
Şimdi bu ne demek ”bu senin kaderin”. Yani gizlice “yapacak bir şeyin yok” diye beynine işlemek.

İşte bazı sistemler, ellerine geçirdikleri kişileri bu gibi empozelerle kullanmaya ve kendilerine hizmet ettirmeye çalışırlar.
Eğer bu kişi akıllı çıkarsa ve hele ki, “önce Allah’a, sonra kendime güvenirim” diyecek kadar da cesur çıkarsa kullanmak isteyen tarafta, ağır bir şamar yemişe dönerse seyret tantanayı.
Sonuçta Allah’a ve kendine güvene mutlaka kazanır.
Neden mi?
Kullanmak isteyen taraf, iyi niyetli değildir, istediği kadar gücü imkanı olsun, öbür tarafın inancının gücüyle baş edemez, hatta eski filmleri bile ortaya koysun, gene kaybeder. Çünkü kullanmak istedikleri kişi o konuda zaten yeteri kadar tecrübe kazanmıştır bile. Ayrıca, böyle güç ve kuvvetlerini şerre kullanmak isteyenlerin sizde görmek istemeyecekleri tek şey, sizin onlardan korkmamanızdır.
Sonuçta inanç-dürüstlük ve kararlığı gören Yaradan da tabiî ki kullanılmak istemeyen ve bu konuda gereken mücadeleyi veren kişiyi kayıracaktır.
Kısacası, bu dünyada da paranın ve gücün yetmeyeceği tek şey in, Yaradan ın takdiri olduğunu bilirsek, hayat hepimize daha kolay olacaktır.
Bir önceki yazım olan “kaleye taş atmak”ta da böyle bir sonucun olacağını yürekten temenni ediyorum.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Cuma

Ne kadar sacma yorumlar


Günümüzün aptal kızlarına örnek vermiştim ama tekrar örnek vermek istiyorum çünkü bu insancıkları anlamak mümkün değiller. Spam botlar bile bu kadar yorum atmıyor. Helal olsun valla hala durmadan yorum yollayıp duruyorlar.
Bir konu hakkında o kadar çok yorum yazıyorlar ki silmekten ve yuttukları sesli harfleri geri çıkarmaktan sıkıldım. Özellikle haber-keyfi yazınca GOOGLE’de birinci sırada çıktığım için bu bölümdeki kişilerede program yok sadece güvenliğinizi anlatıyorum demekten dilimde tüy kalmadı. Bu arada dilimde tüy kalmadıyı açıklayayım. Dilinde tüy olan hayvan Papağandır bu nedenle benim ürettiğim bir söz =) Her neyse lütfen ama lütfen rica ediyorum Türkçemizi doğru kullanalım. Yazıları iyi okuyalım ve yorumları da tek bir yorum içinde yapalım.

Dunyadaki anlasilmayan tek varlik : Kizlar

kız
Abicim ben bu kızları anlamıyorum gerçekten anlamıyorum. Facebookta o kadar çok ortak arkadaşım var bu tip kızlarla siliyorum yine çıkıyor siliyorum yine çıkıyor. Benim anlamadığım ve özellikle kızların cevaplamasını istediğim bu yazıma giriş yapmak istiyorum. İlk olarak insan neden yatak odasında çektiği fotografo facesine koyar ? Amaç nedir hadi amaç farklı peki neden gizli profil yaparlar. Yatak odasında bacak bacak üzerine atıp sanki dünyanın odak noktasıyım tavırları ile yatağa oturup neden fotograf çektirirsiniz. Bir tane kıza dayanamadım sordum cevap gelmedi birde öyle bir gizliliği var ki arkadaşlarını bile göremiyorsun. Görsem o arkadaşımı arkadaşlıktan çıkarıcam gerçekten sıkıldım ya kızın ismini göre göre ezberledim. Bide kızların fotograf makinesini kafasının üstüne getirip mal mal bakıp neden fotograf çekerler kilolu isen göster kilonu yüz profilini çekip erkek tavlamaya çalışan facebook farelerini gerçekten anlamak mümkün değil. Ne kanıtlamaya çalışıyorsunuz =) Cesaret varsa ki sadece göstermelik bu cesaret açın profilinizi özgürce anlatın duygularınızı =)
Bu fotograf facebooktan alınmıştır yazılmıştır fotograf sahibi kişi bu fotoyu bulursa bana dava açamaz çünkü facebooktan zaten herkesin paylaşımına olanak tanı demişsin bende bu olanağı herkese tanıdım. Yüzün anlaşılır olmadığı içinde bu konuda rahatım yatağa kafamı koyduğumda rahat rahat uyuyabilirim.

Perşembe

Hayatimdaki en buyuk yalanlar:Fotograflar


Koca bir yalandı: Aldatmacanın ta kendisiydi fotoğraflar. Gerçek hayatın aksini yansıtmak ister gibiydi. O gün nasıl olursa olsun, en parlak şekliyle yansıtıyordu.
O karenin içindekileri tanıyamıyorsunuz bir an. Hepsi rol yapmış; gerçekten olanca şeklinde uzaklaşmışlar. Elinde fotoğraf makinası olan birini gördük mü sıyrılıveriyoruz kişilik dedeğimiz zırhtan. Bakmışsınız ki samimi olmadığınız kişi o an yanınızda bitivermiş sarmaş dolaş. Fotoğraf çekildikten sonra ortalarda yok… Bir de anlamsız şakalar yaparlar normalde bu kadar cesaretli olmayanlar. Şarkılara bile konu olmuş sahteliği: Nasıl da gülmüşüm resimlerdeki gibi.
Gülüşler, bütün güzel anlar o karelerde kalmış, hapsolmuş gibidir. Sonrasında eser kalmaz o halinizden. Fotoğraf başka, siz başka olmuşsunuzdur. Bir kenara itilmiş, arada bir bakılmayı bekler anı sanıp kandığınız parlak kağıtlar. Hoş; bilirsiniz asıl yüzünü, o yüzden unutulmuştur ya. Bazen de özlemleri giderir ya da biz öyle sanarız. Her zaman, yanınızda görmek istediğinizin fotoğrafı yanıbaşınızdadır, kendisinden daha yakındır. Çerçeveler onunla renklenmiş, mekan onunla aydınlanmıştır. Karşınızda durmuş sizi dinliyormuş gibi konuşursunuz onunla; bir an dile gelecek gibi hissedersiniz.
Cevap veremez ama…. İçiniz burkulur bir an. Alıp başını gider hayalleriniz. Fotoğraflarla gerçekler bağdaşsa mutlu olacağınızı bilirsiniz. Halbuki alakası yoktur. Fotoğraflar başka siz başkasınızdır. Belki de gerçekleri fotoğraflarla kapatmaya çalışmışsınızdır. Onlara bakarken kendinize hayransınızdır. Aynalarla barışık olmasanız da ne kadar seversiniz fotoğraflarınızı. Onları bırakıp kendinizi sevmeye ne zaman başlayacaksınız? Aynaya bakıp gururla “Bu benim” demeye? Gözlerinizdeki duyguları tek tek görmeye ve de…?

Betül FIRAT

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails
 
 
 
 
Copyright © Haber Keyfim